Ailesi sadece bana karşı değil, Erdal’a da çok acımasızdı. Benim yüzümden çocuğa çok eziyet ettiler ama o direndi, beni bir an bile yalnız bırakmadı, hep yanımda oldu. Onun ailesinin değil de benim yanımda yer almasına bir türlü inanamıyordum. İçimden “Bugün olmazsa yarın, nasıl olsa bir gün bırakıp giderdi” diyordum.
Erdal da “Gidersen ben nasıl yaşarım ki, ne için yaşarım bu dünyada?” diyordu. Benim de insan olduğumu, sevilecek biri olduğumu o öğretmişti. Onun yanındayken içimi daraltan her şeyi unutuyordum.
Erdal’ın sayesinde içi neşeli, kıpır kıpır bir kız oluveriyordum. İsterdim ki bu duygular bitmesin, ben hep böyle kalayım.
Demek ki öteki kızlar yaşamayı bunun için çok seviyorlarmış. Ben yaşamanın aslında güzel olduğunu hiç bilmezmişim. Bunların hepsi Erdal’la gelmişti bana ve ailesi her an ondan beni alabilirdi. Bu endişeler yiyip bitiriyordu beni.
Erdal bana hep destek oluyor, güç veriyordu. “Merak etme, ben senin hep yanındayım, bizi hiç ayıramayacaklar” diyordu. Bazen birlikte ağlıyor, bazen de korkularımızı azaltmak için uzun uzun sarılıyorduk birbirimize. Ama sonunda ne yaptıysak olmadı ve biz ayrıldık.
Erdal’a kalsa o vazgeçmeyecek, direnecekti. Onun daha fazla yıpranmasına, perişan olmasına gönlüm el vermedi ve bıraktım onu. Aşk bazen fedakârlık değil midir? O mutlu olsun diye kendini harap etmek değil midir? Gerisi yalan, onun da canı sağ olsun. Varsın beni kalpsiz, kötü bilsin. Öyle bir sevdim ki, acısı bile baldır o aşkın.
Evet, aşk acı çekmekse, yaralarını, acılarını alıp gitmekse, bir ömrü sevgisiz geçirmeye razı olmaksa… Nasıl da öğretmişler bize aşkın fedakârlık olduğunu? Erkeğin şiddetle ve baskıyla, kadınınsa sessiz, sitemsiz sevmesinin doğal olduğunu…
Ama hayır, benden beklediği cevabı alamayacak. Ona binlerce yıldır