ToSe

Bize kendimizi çok özel hissettiriyor. Ama gerisini düşün.
Yine gençken aşk bizim için çok değerli ve vazgeçilmez oluyor. Çünkü birinden aşık olmaktan çok birinin bize aşık olması, bizi toplumdaki herkesten çok farklı bir yere koyması, yüceltmesi, hep bizi düşünmesi, bize kendimizi çok özel hissettiriyor. hiç olmadığı kadar özel. hatta ilk kez özel önemli ve var olduğumuzu hissediyoruz. ona çok güveniyor ve inanıyoruz. Ona inanmak bu üstün özelliklerin sahibi yapıyor bizi. Gel de inanma. Bizi bu kadar çok seven biri, gözünden bile kıskandı, ayrı kaldığımızda çok özlediği için, bir kızsada, canimizi yaksada, bütün bunları bize olan aşkından yapıyor. Hep beraber olsak nasıl olsa yapmaz diyoruz. ‘Biz değiştik mi ki o değişsin?’ demek hiç aklımıza gelmiyor. Çünkü her zaman olduğu gibi gerçeği aramak yerine, inanmak istediklerimize inanıyoruz. Aklımıza gelmeyen başka şeylerde var. Dünyanın binbir türlü hali var. Bu evlilik bitmezse ayrılırsa başımıza neler gelecek? Bir mesleğim yok, işim yok, kendime ait Tutabileceğim ve kendi hayatımı özgürce sürdürebileceğim hiçbir şey yok. Evliyim yürümedi diye çocuğumu da alıp geri dönebileceğim baba evim yok. Acaba ben öncelikle kendimi kurtarsam da, evlenmeyi öyle mi düşünsem? Daha evlenmeden bu bana böyle yapıyorsa, sonra neler yapar demek hiç aklımıza gelmiyor. Biraz da bizi çevre bu konuda cesaretlendiriyor. Yapan sadece biz miyiz, çokça Arkadaşımız böyle yapmıyor mu? Bir de yalnızlık korkusu var. Yalnızlığı erkekler de sevmez kadınlarda. Ama kadınlar yalnızlıktan korkar. Çocukluğundan beri hiçbir zaman yalnız kalmamışlar. Hayatını önce ailesinin sonra eşinin himayesinde geçirmişler. Sadece bu korku nedeniyle evliliğini sürdüren pekçok kadın var ülkemizde.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖

ToSe

, bir kitap okudu
Puan vermedi·286 syf.·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2025 06:01
·
2025 19. kitabı
Gülseren Budayıcıoğlu
8.3/10 · 16,5bin okunma
İstikbalin iyi şeyler getirecek, eğer kendine değer veri…
Artık istikbalinde korkacak bir şey yok. Yeter ki sen biraz akıllı ol. Daha doğrusu, sen akıllısın zaten de, aklının birazını da kendin için kullan. Bugün, burada konuştuklarımızı unutmaz, annenin seni sevdiği gibi, sen de kendini biraz olsun seversen, gelecek sana hep iyi şeyler getirir.
Çünkü biz onlara önce erkek olduklarını hatırlatırız.
“Bizim gibi kadınlar kocaya çok düşkün olurlar. Bizim işimiz gücümüz kocamıza özellikle yatakta hizmet etmektir. Çoluk çocuk, ev işleri filan pek ilgilendirmez bizi. Adamın gönlünü hoş edersen, hem senin gönlün hoş olur, hem de böyle kadınları aldatmak hiç aklına gelmez adamların. Neden aldatsın ki, yanındaki kadında aradığı her şey var.” “Demek bu kadar eminsin.” “Bu bir kendine güven değil, işi bilmek. Bizim kadınlarımız işi bilse, bizim gibiler işsiz kalırdı. Şimdi şu benim Galip, benim uğruma neleri göze aldı anlattım, biliyorsunuz. Halbuki eski karısı belki de dünyanın en iyi insanı. Ağzı var dili yok. Yıllardır hem Galip’e, hem bütün sülaleye hizmet etmiş. Namuslu, terbiyeli, hanım hanımcık bir kadın işte. Ama olmadı. Oyunu ben kazandım. Ben onu hiç görmedim ama belki de benden daha güzeldir. Bu işler güzellikle filan da olmuyor. Kadınlar evlenince, her şeyi unutuyorlar. Önce temizlik diye tutturuyorlar. Sonra çoluk çocuk derken, kocalarını unutuyorlar. Elin hak diye tükürdüğünü, biz hap diye kaparız!” “Nasıl nasıl, bir daha söyle şu sözü.” “Bu meşhur laftır doktor hanım. Evlendikten bir süre sonra, kadınlar kocalarını beğenmez olur. Adamların da zaten beğenilecek hali kalmaz. Ama bize gelince dünyaları değişir adamların. Çünkü biz onlara önce erkek olduklarını hatırlatırız. Yürüyüşleri bile değişir. Hak diye tükürdüklerini, biz hap diye kapınca, kadınların aklı başına gelir ama, ne fayda! İş işten geçmiş olur. İşte Galip, bunun en güzel örneği. Ben onu ilk tanıdığımda erkekten başka her şeye benziyordu. Şimdi adamın bakışları bile değişti.” “Eski günler aklına geldikçe hasta oluyor adam. Bazen anlatır, güleriz. Yatakta bile çöz Allah çöz. Bu kadınlar yatarken bile kat kat giyinirler, bilirsiniz. Bir de kokarlar. Ev bark temizdir ama akşama kadar iş yapacağım
‘Bu gece olmaz’ dedim. Ama aslında olsun istedim.
Biz hop diye, bacadan iner gibi gireriz yatağa. Tam elimden tuttu, beni yatak odasına doğru götürüyordu ki, elimi çektim. ‘Bu gece olmaz’ dedim. Önce boş boş baktı yüzüme. Ardından bir açıklama yapmamı bekledi. Sadece sırıttım ona. Halbuki gerçekten onunla o gece yatmak istemiyorsam, bunun daha makul bir yolunu bulabilirdim. Öyle yapmadım. Omuzlarımı silkip bir de üstelik pis pis sırıttım yüzüne, ‘Seni istemiyorum’ der gibi...” “Onun neye kızdığını biliyorsun.” “Biliyorum. Önce bir an duraladı. Sonra gözümün üstünde bir yumruk patladı. O gün nasıl ölmedim, hâlâ şaşıyorum. Adam beni yerden yere vurmaya başladı. Bir o duvara savuruyor, bir ötekine. Bir ara yere düştüm. Her yanımı tekmeledi. Bütün vücudum mosmor oldu. O da yetmezmiş gibi, ayağıyla üstüme bastı. Ayı gibi adam. Ben altta nefes alamıyorum. Kaburgalarımın çatır çatır kırıldığını o da duyuyor, ben de. ‘Bu sefer bu iş bitti’ dedim içimden, ‘ölüyorum.’ Neyse, sonunda bizim gürültümüze evdeki herkes kalktı ayağa. Beni kurtardılar elinden.