“Cavit’ten nasıl ayrıldığını anlatıyordun. Hani o sabah evdeki bozuk paraları almış ve arabada senden para istemişti. Sen de bunu görünce Cavit’in artık seni koruyacak kadar güçlü olmadığını, senin çok daha güçlü bir erkeğe ihtiyacın olduğuna karar verip telefonla Galip’i aramıştın.”
“Benden para dilenen, omuzları düşmüş, güçsüz, serserinin teki gibi gördüm onu. Öyle bir adamın yanında ne işim var benim?“
“Haklısın. Omuzları da düşmüş. Belki seni eskisi gibi iyi dövemez!”
Ağzını yayarak gülüyor.
“Size şaka geliyor bunlar ama dediğiniz tamamen doğru. Bizim gibileri durdurmanın tek yolu korkudur. Eğer biz adamdan korkmazsak, başına olmadık iş getiririz.”
“Ne işi?”
“Ne işi olur mu? Nereden geldiğimiz, ne mal olduğumuz belli. Ben şimdi Cinnah Caddesi’nde on beş dakika yürüsem, eğer niyetim bozuksa, hemen birilerini bulurum. Bizim adamlar da bilir bunu. Huyumuz, mizacımız budur bizim. Adam böyle birini elinde tutmak istiyorsa, ne gerekirse onu yapacak.”
“Yani?”
“Yani dövecek, sövecek, korkutmanın bir yolunu bulacak. Ana kuzusunun bizim oralarda ne işi var? Zaten biz de pek sevmeyiz öylelerini. Yolunacak kazdır öyleleri bizim için. İşte o gece üstümde ne varsa, onunla çıktım gazinodan. Neyim var, neyim yok evde kaldı. Bir daha da zaten ne Cavit’i gördüm ne de evimi.”
“Hayatında Cavit’ten boşalan yeri dolduracak yeni bir güç arıyordun.”
“Ama bir yandan da Cavit’ten intikam almak istiyordum.”
“Neyin intikamı?”
“Yıllarca hem paramı yemiş, hem de beni her gün eşek sudan gelene kadar dövmüştü.”
“Senin bunlardan bir şikâyetin yokmuş. Senin içine sindiremediğin omuzları düşmüş, zayıf, güçsüz bir Cavit görmek.”
“İyi ya. Hem zayıf ve güçsüz olacaksın, hem de beni böyle kullanacaksın. Yok öyle şey.”
“İlginç bir kadınsın. Güçlü dövse de paranı da yese, buna itirazın yok. Yani seni