Benim zaten çocukluğumdan beri beklediğim buydu. O zamana kadar elden ele gezmişim, nefret etmişim adamlardan. İnsan yaşadıklarını çabuk unutuyor. Çok farklı olacaktı benim sevdiğim adam. Bana tapacak, beni hiç incitmeyecek, hep başının üzerinde taşıyacak, gece işi bitince benden kaçmayacak, bana sarılıp öyle yatacaktı. İşte o adamı bulduğumu sandım. Ama Allah için gerçekten yakışıklı, adam gibi adamdı. Kadına nasıl davranacağını biliyor, bana kraliçe muamelesi yapıyordu. Şampanyalar, çiçekler, pırlantalar gırla gidiyordu. Hangi gazinoya gitsem, en ön masadan beni izliyor, sepet sepet gül döktürüyordu başımdan. Bayıldım adama. Önce kendimi biraz naza çektim. Sonra akşamları beraber çıkmaya başladık gazinodan. Bana hiç baskı yapmıyor, sahneme karışmıyor, her gün elinde değerli bir hediyeyle geliyordu.
Önceleri kaldığım otele geliyordu. Sonra ‘Otel köşelerinde sürünmene içim dayanmıyor. Ben sana, sana yakışır bir ev açayım, beraber oturalım’ dedi. Hoşuma gitti bu teklif. Şehrin en iyi semtlerinden birinde lüks bir daire kiraladı.
…
Yani âşık olduğum, taptığım adam, beni oraya satmış.
…
“Benim kafasızlığım bununla da bitmedi. Her şeye rağmen seviyordum Cavit’i. Çok yakışıklı, hanımlara nasıl davranılacağını iyi bilen bir adamdı. Yatakta beni çok mutlu ediyordu. Ama öte yandan çok acımasız, hiç hata affetmeyen bir tabiatı vardı. En küçük kusurumu affetmez, eşek sudan gelene kadar döverdi beni. Önce döver, sonra alırdı yatağa.”
“Bu neden?”
“Bu işlerde âdet böyledir Gülseren Hanım. Erkekler bu tür kadınları önce döver, sonra severler. Bunu hepimiz biliriz. O dayaklar belki de bunun için, bir yandan da heyecanlandırır bizi. Çünkü arkasından ne geleceğini biliriz.”
“Dur bir dakika. Yani sen âdet bu diyorsun.”
“Evet, evet. Bizim gibi kadınlar, dayak yemeden rahat etmezler.