- „Kader motifin ne diyor biliyor musun, ‘Yeter senden çektiğim. Zaten yedi yıldır beni bambaşka diyarlarda yaşattın. Ceza çekmek, üzülmek, sıkılmak, suçluluk duymak, pişman olmak yerine sen keyfine baktın. Beni artık evime geri götür. Sen de daha fazla tanımadığın diyarlarda dolanıp durma. Gel hep birlikte eski evimize, tanıdığımız duygulara geri dönelim. Bildiğimiz, ilk öğrendiğimiz gibi yaşayalım. Güzellikler bize yabancı. Oralarda başımıza neler gelir, biz o tanımadığımız ortamlarla nasıl başa çıkarız sonra. Kör de olsa, karanlık da olsa, soğuk da olsa onlarla yaşamayı, başa çıkmayı biliyoruz. Hem o karanlıklarda yaşamak bize bir yandan da huzur veriyor, bu da bizim evimiz, bizim kaderimiz diyor, gitme Nalan, gel!’ diye bağırıyor sana.”
- “Ama yazık değil mi bana? Hayat beni hiç sevmedi zaten. Doğduğum günden beri başıma gelmeyen kalmadı. Tam mutlu oldum derken onu da elimden alıverdi. Ben acı çekmeyeceğim de kim çekecek? Haksız mıyım?”
- Haksız mıyım!
“Haklısın Nalan. Git ve cezanı çek! Git, çocukluğunda yaşadığın duyguların aynısını yeniden yaşat kendine. Ölürken de ne kadar haklıyım diyerek öl...”
İçimden böyle söylemek geliyor ama ona bunları başka türlü anlatacağım.
- ‘Ne kadar haklısın Nalan, git, acının keyfini çıkar’ demek kalıyor. Sen elini uzatmazsan, ben senin kader motifini değiştiremem. Yani kaderinin önünü kesemem.. Bıraksam yine camdaki kız olacaksın. Ben söyleyeceğimi söyledim. Şimdi otur, düşün. Neye karar veriyorsan ver ama bu kararın sorumluluğunu da hayata yüklemeye kalkma. Buna kader deme... Bu kader değil, kader motifin sana kaderini kendi elinle, kendi kararınla yazdırıyor. Uyan artık. Uyanmam diyorsan da sana iyi uykular...”