ToSe

- Akşam eve dönerken kalan parayla da kendime sakız aldım. Çiğneye çiğneye geldim eve. Nasıl olsa dayağı yiyeceğim, bari ağzım tatlansın. O gece beni babam bıraktı annem dövdü, annem bıraktı babam dövdü. Ağzımdaki sakız boğazıma kaçtı, az kalsın ölüyordum. Ölsem ne olacak, bir boğaz eksildi der geçerlerdi.” - Yani bu kadar değersiz! Kraliçe yapıp başına taç da taksanız, bu kızın sonradan kendine değer verebilmesi çok zor. Kendine değer vermeyene başkası neden değer versin.Ah, çok yazık bu çocuklara, çok...
Kendi kader rutinlerine mahcup olma
- “Ne yapmayı düşünüyorsun Zeynep?” - “Gülseren Hanım, kendimi uzun bir uykudan yeni uyanmış gibi hissediyorum. Şimdi benim kendime yeni bir hayat kurmam gerekiyor. Boşanma işlemlerini başlattım. Biliyorsunuz, ben şimdi, kızımla birlikte Nermin Hanımlarda kalıyorum zaten onlar geri dönmemden çok memnun. Kızıma da öz torunları gibi davranıyorlar. Bir süre onlarla yaşamaya devam edeceğim. Bu arada nasıl olsa kendime iyi bir avukatlık bürosunda iş bulurum. Ben çok çalışkan biriyim. Girdiğim yerde elimden geleni yapacağımı biliyorum. Yani kaldığım yerden hayata devam edeceğim. Son üç yılı, hiç yaşanmamış gibi zihnimden silmek istiyorum. Ancak arada bir kafam karışıyor. O zaman onları yapan da bendim; aynı hataları yine yaparım diye korkuyorum. Bir de üstelik o zaman Nermin Hanım çok uyardı beni. ‘Kızım yapma, sonra çok pişman olursun, biraz akıllı ol’ diye ama söyledikleri bir kulağımdan girdi, öbüründen çıktı. Yine öyle olur muyum? İşin kötüsü artık bir de kızım var. Aldığım yanlış kararlar onun da hayatını karartacak.” - Ne kadar yerinde bir soru. Aslında bu sorunun tam cevabı, “Evet, bunları yine yaparsın” olmalı ama o kadar moral bozmasam iyi olacak. Zeynep aslında akıllı bir kadın. Belki ne dediğimi anlar. - “Zeynep, bu çok yerinde bir soru. Bunu sadece sen değil, hepimiz yapıyoruz. Çocukluk acılarımızı kendimize yeniden yaşatmak gibi bir özelliği var zihnimizin. Sen çocukken içinde güzel duyguların yaşandığı bir evde büyümemişsin. Hep kavga gürültü, korku, endişe, umutsuzluk, mutsuzluk, ne ararsan varmış.”
Ümit insanın içinde kendiliğinden doğmuyor. Birilerinin, zamanında bu ümidi o çocuklara aşılaması gerekiyor. Onlara, ‘Yapamam ne demek, yapanlardan senin neyin eksik, tabii ki yaparsın’ diyen birileri gerekiyor. Tıpkı annemin bana dediği gibi...
- “Gülseren Hanım, kadın dediğin ilgi ister, aşk ister, güzel sözler duymak ister. Tabii, bunları okulda okutmuyorlar değil mi? Bizim sümsük de eminim böyledir. O gitsin, savcılığını yapsın. Karı evde sevgisiz, ilgisiz, aşksız ne yapar, haberi yok. Ben bilirim böylelerini. Bizim Laz kızının sevgilisi de böyledir. Evdeki karının yüzüne bakmaz, dışardaki karıları nasıl memnun edeceğim diye dört döner.” - Kadınlar koşullar ne olursa olsun bunları isterler. Sevgi ve aşk kadının olmazsa olmazıdır. Sadece cinsellik kadın ruhunu doyurmaya yetmez. Sevgi ve ilgi görmeyen kadın giderek mahzunlaşır, gerginleşir ve bambaşka bir kişilik kazanır. Zamanla kadınlığını kaybeder. Cinsiyetsiz, her şeye negatif bakan, omzunda kara kuru kuşlarla dolaşan bir varlığa döner. - “Şimdiki karısını biliyorum. Gazetelerde sık sık resimleri çıkıyor. Kara kuru bir şey. İşi gücü süslenip püslenip poz vermek. Demek ki kadın da Sedat’tan ümidi kesince kendini bunlara vurdu. Koroğlu ne biçim gıcık oluyordur ama!”
Sevgi sözde değil, bakışlarda ve dokunmalarda saklıdır
Sevgi nedir, o güne kadar hiç tanımayan ben, ne kadar da kolay söylüyormuşum bunları. İnsan kendini nasıl da kandırabiliyormuş. Sadece ben mi, Sedat da kandırıyormuş kendini. Kendi söylediği yalana kendi de inanıyormuş. Sevgi meğer söz değilmiş, sevgi dokunuşmuş, bakışmış.”
Sayfa 194·Kitabı okudu