Puan vermedi·397 syf.··
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 18:45
Kitapta "total kurum" kavramıyla karşılaştım. İnsanların genelinden oldukça uzun bir süre için koparılmış ve benzer bir durumda olan çok sayıda bireyin, kurum tarafından kuşatılmış ve resmi surette düzenlenmiş bir yaşam döngüsü sürdürdüğü bir ikamet ve çalışma yeri olarak tanımlanabilir. "Kapatılmış kişi" kavramı da, total kurumlardan "yararlanan" kişileri ifade ediyor. Yazarın daha önce Damga kitabını okumuştum ve çok yararlanmıştım. Bu sebeple sadece kitap değil yazarı da ilgimi çekti. İnsanların istek dışı bir arada tutuldukları kurumlar; akıl hastaneleri ve hapishaneler üzerine yapılan tespit ve değerlendirmeler beni ziyadesiyle yoğunlaştırdı. Meseleye yüzeysel yaklaşıp sonuç odaklı bir anlatım yerine sürecin tüm evrelerini anlayabildiğimi düşünüyorum. Hapishanelerdeki kişilerin topluma kazandırılması konusunda, daha yararlı olunması gerektiğine inanıyorum. İnsanların günlük hayatta çok kolay sahip oldukları su, tuvalet ya da sigara içmek gibi durumların bir anda izne tabi olması, kişinin yıpranmasını anlamak açısından önemli bir detay olarak karşımıza çıkıyor. Kısa bir süre kapatılmış kişi olan birisi olarak, ne zaman uyumam gerektiği konusunda sık sık birileri tarafından ikaz aldığımı hatırladıkça, daha da anlamlı geliyor bu durum. Kişisel inancıma göre, devlet, öldürmediği herkesin daha iyi şartlarda yaşamasına olanak sağlayacak tedbirleri almalıdır. Eğer biz, dört yıl boyunca hapishanede kalan bir insanın, hapisten çıktıktan sonra daha yararlı birisi olmasını sağlayamazsak, kişi yeniden suç işleyecektir. Ne hali varsa görsün diyemeyiz çünkü o kişi, dışarıda olduğu vakit bizimle beraber yaşıyor. Beraber yaşadığımız insanların ruhsal ya da zihinsel olarak sağlıklı olması, bizim için de yararlı olacaktır. İnsanların temel hak ve hürriyetlerini korumak ve
TımarhanelerErving Goffman · Heretik Yayıncılık · 201557 okunma
Bellamy'nin Ütopyası: Düzen mi, Distopya mı?
Puan vermedi·272 syf.··
2026 2. kitabı
Edward Bellamy’nin 1888 yılında kaleme aldığı Geriye Bakış (Looking Backward: 2000–1887), ilk bakışta Geç Viktorya Dönemi Amerikasının sınıfsal anksiyetelerine ve vahşi kapitalist üretim ilişkilerine getirilmiş safi bir alternatif düzen tasarımı gibi görünse de, alt metinlerinde barındırdığı ideolojik aygıtlar bakımından oldukça katmanlı bir felsefi/sosyolojik manifestodur. Julian West’in hipnotik bir uykuyla 19. yüzyılın rekabetçi kaosundan koparılıp 2000 yılının pürüzsüz Boston’ına uyandırılması, sadece edebi bir zaman yolculuğu teması değil; aynı zamanda Batı düşüncesinin aydınlanmacı, ilerlemeci ve pozitivist tarih anlayışının kurgusal bir doruk noktasıdır. Bellamy, endüstrileşmenin yarattığı toplumsal anomiyi ve yabancılaşmayı sağaltmak adına, seküler bir kurtuluş miti (eskatoloji) inşa eder. Ancak bu mit, insanlığı özgürleştirmekten ziyade, rasyonel bir makinenin kusursuz işleyen dişlileri haline getirmeyi amaçlayan teknokratik bir kolektivizmin provası niteliğindedir. Romanda sunulan ve tüm toplumsal yapıyı dikey bir hiyerarşiyle organize eden "Endüstriyel Ordu" kavramı, Foucaultcu bir perspektifle ele alındığında, biyo-politik bir disiplin toplumunun en steril modellemesidir. Bellamy, serbest piyasanın yarattığı sömürüyü ve yıkıcı rekabeti ortadan kaldırırken, üretimin, dağıtımın ve hatta beşeri emeğin tamamen devletleştirildiği (Büyük Tröst) bir sistem kurar. Buradaki ironik ve demagojik kırılma tam olarak bu noktada başlar: Yazar, mülkiyet ilişkilerini radikal bir biçimde dönüştürerek kapitalizmi tasfiye ettiğini iddia etse de, aslında kapitalizmin en temel fetişi olan "endüstriyel verimlilik, büyüme ve makineleşme" mantığını mutlaklaştırır. Ortaya çıkan yapı, ortodoks bir sosyalizmden ziyade, devletin tek ve mutlak işveren haline geldiği, bürokratik
Düşünce
Geriye Bakış 2000’den 1887’yeEdward Bellamy · İş Bankası Kültür Yayınları · 2020597 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Savaş barıştır Özgürlük köleliktir Cehalet kuvvettir
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 23:25
1984’ü bitirince insanın zihninde önce olaylar değil bu ses kalıyor. Orwell sana bir hikaye anlatıp çekilmiyor seni sloganla telescreen’le ihbarla korkuyla hafızanın çöküşüyle aynı odada bırakıyor. Roman boyunca anladığım. Bu kitap bir rejimin ne kadar zalim olabileceğini anlatmaktan çok insanın hangi noktalarda içeriden kırıldığını anlatıyor. George Orwell 1984’ü 1949’da yayımladı romanı ağır veremle boğuşurken yazdı ve son sayfalarını Jura’daki evinde tamamladı. Kitap yalnızca bir distopya klasiği olmadı Big Brother Thought Police Room 101 doublethink ve Newspeak gibi ifadeleri gündelik dile taşıdı. Bunun sebebi de şu 1984 iktidarın insanı sadece dışarıdan değil içeriden de nasıl biçimlendirdiğini gösteren ender romanlardan biri. Benim için 1984’ün asıl kudreti geleceği bilmiş olmasında değil. Asıl kudreti gerçeğin nasıl eğilip büküldüğünü sevginin nasıl bozulduğunu dilin nasıl daraltıldığını ve insanın nasıl kendi zihnine yabancılaştırıldığını adım adım göstermesinde. Bu yüzden bu romanı okurken bir ülkeye değil insanın savunmasız taraflarına bakıyorum. Romanın Kalbi Bu romanı sadece gözetim toplumu diye özetlemek romanın kalbini ıskalamak olur diye düşündüm. Merkezde kamera değil hakikat üstünde tekel kurma tutkusu var. Winston’ın işi geçmişi düzeltmek değildi geçmişi Parti’nin o günkü ihtiyacına göre yeniden icat etmek. Britannica’nın da özetlediği gibi Parti yalnız bedeni değil düşünceyi hafızayı ve anlamı hedefliyor Orwell Foundation da Winston’ın görevinin olayları Parti sürümüne uydurmak olduğunu açıkça vurguluyordu bizlere. Burada dil dekor değil silah. Orwell daha 1946’da dil gevşedikçe düşüncenin de gevşediğini kötü ve özensiz dilin aptalca düşünmeyi kolaylaştırdığını yazıyordu. 1984 bu fikri soyut bir deneme olmaktan çıkarıp romanın işkence
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,3bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2025 37. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Temmuz 2025 09:30
Distopya edebiyatı denince akla hemen George Orwell’ın 1984’ü, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i gelir. Ancak Karin Boye’nin 1940 yılında yazdığı Kallokain bu listeye dahil edilmez. Oysa bu roman, belki de hepsinden daha karanlık, daha içten ve düşündürücü bir distopya sunuyor. Kallokain, her bireyin yaşamının devlet gözetiminde olduğu bir totaliter bir dünyada geçiyor. Ana karakterimiz Leo Kall, rejime sadık bir kimyager. Devlete hizmet için geliştirdiği “Kallokain” adlı serum, insanların düşüncelerini dışa dökmesini sağlıyor. Bu madde sayesinde artık düşünceler de gizlenemiyor. Yani klasik “düşünce suçu” kavramı, bu sefer kelimenin gerçek anlamıyla hayat buluyor. Ancak Leo Kall, her ne kadar başlangıçta inandığı rejime sadık olsa da, zamanla hem sistemin zalimliğini hem de kendi rolünü sorgulamaya başlıyor. Roman, bu iç hesaplaşmayla birlikte devletin insanın ruhunu nasıl şekillendirdiğini ve yok ettiğini çarpıcı şekilde gösteriyor. Kallokain’in dili sade ama etkisi yoğun. Boye, insanların en mahrem alanları olan zihinlerinin içine bile müdahale eden bir sistemin ne kadar yıkıcı olduğunu anlatıyor. Kitap boyunca içten içe kanatan bir korku hâli var. Kallokain, George Orwell’ın 1984’ünden dokuz yıl önce yayımlanmış ve birçok açıdan 1984’le benzerlik taşıyor. Total gözetim, bireyselliğin yok edilmesi, sürekli korku ortamı Kallokain’de bol miktarda mevcut. Ama Boye’nin anlatımı çok daha kişisel ve psikolojik. 1984 daha siyasi bir metinken, Kallokain insanın içsel direnişine ve çöküşüne odaklanıyor. Cesur Yeni Dünya ile karşılaştırıldığında, Boye’nin dünyası çok daha karanlık ve sevimsiz. Orada mutlulukla kandırılan insanlar varken, burada hiçbir illüzyon yok. Herkes neyin içinde olduğunu biliyor ama kaçacak yer de yok. Ray
KallokainKarin Boye · İthaki Yayınları · 20201,487 okunma
10/10
·352 syf.··
2025 5. kitabı
Her şeyin devlet denetiminde olduğu, bellekten yoksun bırakılmış, her türlü muhalefetin yok edildiği bir toplum tehlikesine karşı uyarı niteliğinde. Orwell'in Abd'deki bir sendikacıya yazdığı mektupta, "kitapta anlattığım toplumun bir gün mutlaka gerçek olacağına inandığımı söyleyemesem de, ona benzer bir toplumun gerçek olabileceğine inandığımı söyleyebilirim demiştir. 1984 insanları bekleyen total totalitarizm tehlikesine karşı edebiyatın bağrından yükselen bir uyarı çığlığıdır.
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,3bin okunma
Alıntı
10/10
·260 syf.··
2019 4. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2019 00:00
İslam Çağımıza Yanıt Verebilir mi? server tanilli mezkur kitabında islam'ın çağımıza ve demokrasiye cevap ve cevaz verip vermeyeceğini soruşturuyor. islam, evvela bir "devlet dini" olarak tevellüt etti. doğanın boşluk tanımaması gibi islam da boşluk bırakmamacasına yaşamın özel ve kamusal bütün alanlarını tanzim eden total/iter bir sistem sunduğunu iddia etmektedir. yerkürenin bütününü selamete, esenliğe, kurtuluşa eriştireceği savını iddia etmektedir. ayrıca islamın akıl dini değil, nakil dini olduğunu da daima hatırda tutmak elzemdir. hatta islam, nakil dini olmakla iftihar eder. bu nedenle tabiatı gereği aydınlanma, seküle, dindışı ve bilimsel düşünüş, aklın dinsel, mitolojik, dogmatik olandan özerkleşmesi olguları mümkün değildir. her inanan, kendi dininin ilahi olanı en kusursuz şekilde temsil ettiği iddiasındadır. her inanan, kendi dininin tanrı buyruğunun nihai, değiştirilemez biçimi olduğu savındadır. tanrı, ebediyete değin geçerli olan, söylenebilecek her şeyi eksiksizce söylemiştir. öyle ki dinin hükümleri, buyrukları çağları aşan, bütün zamanlar ve mekanlar için geçerli olduğu önkabulündedir. dinler, tarihi, kültürel, insanlığın gelişiminin belirli merhalelerinde, süreçlerinde ortaya çıktığını kabullenme noktasında gönülsüz ve ödünsüzdür. dinin hangi gereksinimlerden neşet ettiğine dair antik yunan'da muhtelif fikirler meydana vurulmuştu. mesela platon, machiavelli'yi öncelercesine tahakküm edenlerin yönetilenleri yönetebilmek adına kimi "güzel, makul yalanlar" dile getirmek için dini geliştirdiğini devlet adlı ütopyasında dile getirir. kritias'ın nazarında tanrı fikrinin doğuşunu ahmet arslan şu şekilde ifade eder: "kritias burada protagoras gibi insanlığın bir ilk halinden bahsederek sözlerine başlamaktadır. o da insanlığın ilk döneminin düzensiz, hayvansı ve güven içinde
1000Kitap
İslam Çağımıza Yanıt Verebilir mi?Server Tanilli · Cumhuriyet Kitapları · 2023108 okunma