Momo. Beni gerçekten etkileyen bir kitap. Kitabı okurken nedense Momo'nun, Şeker Portakalı'ndaki Zeze'yi hatırlattığı zamanlar oldu bana. Şeker Portakalı en sevdiğim ve en etkilendiğim kitapların başında gelebilir. O yüzden bu sebebini pek bilmediğim hatırlatmalar beni rahatsız etmedi hatta aksine mutlu bile etti. Tahminimce iki çocuk karakterin masumluğu beni etkileyen ve birbirine benzettiğim şeyler arasındaydı.
Her neyse, Momo'ya dönersek; içerisinde o kadar güzel şeyler yazıyor ki. Her sayfasından mutlaka bir alıntı çıkarılabilir. Ve her sayfası da o kadar anlamlı ki. Sanırım bir çocuk kitabı ama çocuklar kadar hatta belki daha fazla yetişkinlerin de mutlaka okuması gereken bir kitap. Özellikle çocuğu olan insanlara güzel farkındalıklar kazandıracağından eminim. Neden her şey çocuğunuzun elinin altındayken, istedikleri her şeyi kolayca elde ederken yine de huzursuz ve mutsuz oldukları belki de bu kitapta gizlidir.
Momo, zamanı nasıl kullanmamamız gerektiği hakkında yol gösteriyor bize. Zaman öyle önemli ve değerli ki, bunun kıymetini bilmediğimizi söylüyor.
Kitabı okurken bir yandan da kendimle bir düşünce savaşı veriyordum durmadan. 1973'te yazılmış ama günümüzden hiçbir farkı yok yaşananların. Kitapta o an okuduğum kısımla günümüzü ve özellikle de kendimi bağdaştırıp nasıl biri olmam, nasıl yaşamam gerektiğini düşünüyordum sürekli. Hatta öyle ki, geleceğim hakkında vermiş olduğum bazı kararların kendimi kandırmaktan başka bir şey olmadığını, eğer uygularsam da zaman tasarrufçularından hiçbir farkımın kalmayacağını düşündüm. Bu beni oldukça rahatsız etti.
Günümüz dünyasında zaman tasarrufçusu olmadan kendin kalmak hayli zor iş gerçekten.
Aslında her şey o kadar basit ki; kendini tanıyacaksın, asıl istediğin şeyin ne olduğunu öğreneceksin ve sadece mutlu olmaya
Oyunları onlara bakıcıları öğretiyor ve bu oyunlar hep yararlı bir hizmet şeklinde oluyordu. Ama bu şeyler olurken de bazı şeyleri unutmaları gerekmişti: Sevinmeyi, hayal kurmayı ve heyecanlanmayı unuttular.
Çocukların yüzleri yavaş yavaş küçük birer zaman tasarrufçusuna benzemeye başladı. Kendilerinden beklenen şeyleri asık yüzle, can sıkıntısıyla ve düşmanca tavırlarla yapıyorlardı. Kendi hallerine bırakıldıkları zamanlardaysa ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Akıllarına hiçbir şey gelmiyordu.