Denizin Canavarları - Lida Turpeinen
Lida Turpeinen’in Denizin Canavarları romanı, son zamanlarda okuduğum en sıra dışı ve zihnimi fazlasıyla açan kitaplardan biri oldu. Açıkçası elime alırken klasik bir kurgu bekliyordum ama karşılaştığım şey bilimle edebiyatın, biyoloji ve coğrafyanın iç içe geçtiği, inanılmaz derecede özgün ve katmanlı bir anlatıydı. Kitap temelde üç farklı bölüme ayrılıyor ve her birinde nesli tükenme tehlikesiyle yüzleşen ya da tamamen yok olan deniz canlılarının, onların peşindeki araştırmacıların izini sürüyoruz. Beni en çok etkileyen ve yeni bilgiler öğrenmemi sağlayan kısım ise doğa bilimci Steller ve Kaptan Bering’in o zorlu keşif gezisiyle başlayan bölüm oldu; ıssız bir adada hayatta kalma mücadelesi verirken o güne kadar varlığı bilinmeyen devasa bir deniz ineğini keşfetmeleri, ardından bu canlının trajik bir şekilde avlanarak insan eliyle yok ediliş süreci ve kemiklerinin yıllar sonra bir müzede birleştirilme hikayesi gerçekten çok sarsıcıydı. Sayfalar arasında gezinirken Linnaeus’un sınıflandırma sistemlerinden Darwin tartışmalarına, imparatorluk saraylarındaki kemik koleksiyonlarından mitolojik göndermelere kadar pek çok tarihi detayla karşılaşıyorsunuz; yazar tüm bunları hiç sıkmadan, adeta şiirsel ama bir o kadar da ayakları yere basan, çok gerçekçi bir dille aktarıyor. İnsanın merak duygusuyla doğayı nasıl aydınlattığını görürken, aynı zamanda o doymak bilmez hırsıyla canlıları nasıl yok ettiğine şahit olmak, en sonunda da nesli tükenen yüzlerce hayvana sunulan o sessiz saygı duruşunu hissetmek kitaba muazzam bir derinlik katmış. Hem edebi bir lezzet sunan hem de ufkumu genişleten, bittiğinde insanda doğaya karşı derin bir saygı ve hüzün bırakan bu farklı eseri kesinlikle listenize eklemelisiniz.
Altı üstü faturamı ödeyecektim düşündüğüm şeylere bak
"İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar," der Isaac Newton. Çok haklı bir tespit. Fakat günümüzde o duvarlar o kadar kalın ki, bazen evde çift sarılı yumurta kırdığında bunu paylaşacak kimsenin olmaması, varoluşsal sancılardan daha çok can yakıyor. Telefonuna gelen tek bildirimin "Haftalık ekran süreniz %15 azaldı" uyarısı ya da internet servis sağlayıcının attığı fatura mesajı olması, trajik bir şiirin en can alıcı mısrası gibidir. İnsan mesaj kutusuna bakıp derin bir iç çeker: “Gelen her mesaj bir umuttur, ama gelen sadece operatörün fatura hatırlatmasıdır.”
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
EZBER BOZAN BİR MİTOLOJİ
Geleneksel kıssa bize Habil ile Kabil’in hikayesini doğrunun ve yanlışın, haset ile masumiyetin ilk savaşı olarak anlatır. Peki ya bu anlatının arkasında başka bir trajik derinlik gizliyse? Bazı felsefi ve apokrif yorumlar, ezberimizi bozan bir soru fırlatır ortaya: Tanrı her ikisinden de "en değerlisini" kurban etmesini istediğinde; Kabil için en değerli olan şey sürüsündeki koyun değil, kardeşi Habil’di. Kabil, kardeşini korumak için en besili hayvanını sunarak Tanrı’yı aldatmaya çalıştı. Ancak sistem kusursuzdu; en değerlisi verilmeden adak kabul edilmeyecekti. Kabil, Habil’i nefretinden mi öldürdü, yoksa en tepedeki iradenin isteğine boyun eğerek en sevdiğini feda mı etti? İlk katil, belki de tarihin ilk trajik kahramanıydı.
1000Kitap
“ Bilgi çoğaldıkça, gizem yok olmaya başlar ve arzunun değeri hızla azalır. İnsan zihni, elindekinin değerini düşüren, ulaşamadığının ise sahte parıltısını büyüten trajik bir varlıktır. “Bilmek bir sondur”
Alıntı
"Seni gerçekten anlamayı denememiş biri için söyleyeceklerin hep fazla gelir" demişti Filibeli Ahmed Hilmi. Trajik bir tezatla... insan konuştukça, izah ettikçe daha da anlaşılmaz. Her ikna çabası ve ısrarı anlaşılmama direncini kışkırtır. Tam bu eşikte susmak en âlâ cevaptır.
1000Kitap
Proust bize aşık olmanın o trajik formülünü vermiştir: “Arzulayarak yanılırız, kıskanarak acı çekeriz, yas tutarak parçalanırız, unutarak eksiliriz.”