Üzerine pek düşünmek zorunda kaldığım bu yüzden 90 sayfacık şeyi 15 güne yaydığım bir okuma deneyimiydi fakat halen düşüncelerimi nasıl yayacağım pek bir fikrim yok.
Nietzsche, bu eserinde bize tarihin saf bir bilim olmaması gerektiğini, insana hizmet eden, günbegün değişen bir şey olması gerektiğini açıklıyor bize. Gerektiğinde geçmişi yargılamamız gerektiğini, onun yüklerinden arınmamız gerektiğini söylüyor. Zira tarihe zincirli şekilde yaşamak faydadan çok zarar getirir bize, bunu anlatmaya çalışıyor aslında.
Modern insanın ruhu bilgiyle doludur. Sorun şudur; bilginin fazlalığını, modern ruh sindiremez, bu da hem kültürde hem de bireyde yüzey ve derinlik arasında bir ikilem yaratır. Modern birey, helenistik bireyle karşılaştırılır. Ve bu karşılaşmada Yunan’lar, modern kültürü, tarihi bilgiyle ansiklopedik bilgiye yatırım yapan bir kültür olarak düşünür. Fakat, bilginin fazlalığı da bir sorun değil midir? Barbarlık fark edilmez. Modern kültür problematiktir, iç dünyada yer alır, yani kolektif dünyadan ziyade, bireydedir. Bu içerik ve biçim arasından bir eşitsizliğe götürür bizi. Kültürün tam değerinin ortaya çıkması engellenir. Modern insan, aşırı bilgiyle dolmuş fakat bu bilgiyi içselleştirememiş bir şekile dönüşür. Bilgi artık yığılmakta, birikmekte ve yüzeysellik yaratmaktadır.
Bahsi geçen bu aşırıcılık yüzünden bir çağ, kendini diğer çağlardan daha değerli ya da geç kalmış olarak görür. Bu nedenle de ironik ve alaycı yaklaşır kendine. Bu durum zaten çoktan zayıf ve gevşek olan bir toplumun hem iç güdülerini köreltir hem de felce uğratır. Böyle bir ortamda bir topluma mensup olan bireyler kendinden emin olmaz, özgüven yitirilir. Günümüzde verilen eğitim; kişiye ihtiyaçları hakkında yalan söylemeyi öğretir, kişi yürüyen bir yalan haline gelir. Zaman kendine