Sekiz yılın ardından gelen yeni bir kitap ve benim de "her zaman okunmamış bir İhsan Oktay Anar eseri elimin altında olsun ki, inşa ettiği dünyaya hayret ve hayranlıkla dahil olma hissini ömrüm boyunca bir kez daha yaşamaktan mahrum olmayayım" düşüncesiyle bir kenara bıraktığım önceki iki kitabına yeşil ışık yakmama bir bahaneydi. Yine de yeninin heyecanına kapılıp Tiamat'a öncelik verdim.
Bir yazardan her eserinde aynı niceliği ve niteliği beklemenin haksızlık olduğunu düşünüyorum. Hele ki İhsan Oktay Anar gibi "piyasa"ya yazmayan isimlerden bu hiç beklememeli. Bu yüzden "şu kitabı daha iyiydi, bundan sonra yazdıklarını hiç beğenmedim" demek yerine, yazarın zihnine dahil olmaya çalışıyorum.
Edebiyat mahfillerinde efsaneye dönüşen Puslu Kıtalar Atlası ve Suskunlar gibi bu kitabın da atıf yaptığı noktalar keşfedildikçe, Anar'ın inşa ettiği dünya aydınlığa kavuşacak belki. Diğer yandan yazar bu kitabında bilim kurguya ve korkuya da ağırlıklı olarak yer vermiş. Kitabın temposu, olayların akışını sekteye uğratmıyor, neredeyse gerçek zamanlı ilerleyen bir anlatı ile karşı karşıyayız.
Kitabın verdiği edebi keyiften ayrıca bahsetmek isterim. Her cümlesi üzerinde titizlikle çalışılmış bir kitap olduğu belli. Beklenmedik anda okurun karşısına çıkan mizahi unsurlara da zaten önceki kitaplardan alışkınız. Bu yönü kitabın en sevdiğim yönü oldu çünkü anadilimin Türkçe olmasından dolayı hissettiğim mutluluğun en önemli sebeplerinden birisi, İhsan Oktay Anar'ın eserlerini anadilimde okuyabilmek.
Bundan sonra yeni kitaplar gelir mi bilmem ama gelirse de Anar'ın bizi şaşırtmaya devam edeceği kesin.