Bütün dünya aynı çirkin filmlerle, aynı plasik ve alüminyum ucubelerle dolu, her yerde "civilisation de pacotille"in (adi ve ucuz eşya medeniyeti) tipik propagandaları ve reklamlarıyla aynı şekilde eğip bükülmüş dil hüküm sürüyor.
Gerçekliğe ilişkin oluşturduğumuz en gerçekçi, en nesnel ve en bilimsel temsilleri bile gerçekliği gözlemlemek için kullandığımız kategoriler, diller ve araçlar aracılığıyla üretiriz.
Demokrasi bir halkın başka bir halka armağan ettiği zarif bir hediye değildir, kahramanca bir işin ürünü de değildir. Demokrasi kahramansız bir yönetimdir; ev temizliği gibi sebat isteyen ve yinelenen, düzenlilik ve süreklilik gerektiren olağan şeylerle uğraşan -zaman zaman da olağanüstü şeyler başaran- aklı başında kadın ve erkeklerin görevidir.
Tolstoy toplumsal olarak en faal olduğu dönemde kendi küçük odasını özenle süpürerek güne başlıyordu. Doğu'daki bazı tapınaklarda süpürmek sadece pak ellerle yapılabilecek dini bir hizmettir, örneğin Japon bahçelerinde küçük süpürgeleri ancak rahipler kullanabilir.
Ruh ve mide, bilmek ve yemek yemek aynı hamurdan yoğrulmuştur ve aynı annenin, açlığın evlatlarıdır. Yiyecek açlığı vardır elbette ama bilgiye aç olmak, bilgiye doymamak da vardır, ki bu ikincisiyle ilgili olarak, "bilgiye susamak", "öğrenme açlığı" ya da "bir kitabı yutmak", "metni hazmedememek", "zihinsel geviş getirme", "bir kavramı sindirmek" gibi ifadeler kullanılır. Bu metaforlarda ruh ve mide, sonsuz olan ve geçici olan, yüce olan ve mütevazı olan birbirine nasıl da yakındır!