Bir âlimin varlığın içyüzüne bakışıyla bir şairin kâinata bakışı aynı mıdır? İlkinin gerçeği araştırmaya adanmış bakışlarında küçük bir kırgınlık, büyük bir sükunet görülürken ikincisinin benzersiz bir cennetin hayaline dalmış kararsız gözlerinde bir hüznün, bir ıstırabın, varlığına şahit olunmaz mı?
Dostoyevski her seferinde yeni bir şey deniyor. Sıradanlık ona göre değil. Yeni şeyler deniyor sürekli ve bunu romanlarına her defasında aktarıyor. Bundan dolayıdır ki onu okumak bir şekilde bir hayatı okumak oluyor.
Budala kitabı Dostoyevski’nin tamamı ile saf, isavarı ve prens olan bir insanı ana karaktere koyduğu bir eser. Eser başta müthiş bir tempoyla başlasa da sonrasında büyük bir karmaşa halini alıyor. Bu hem okuyucuyu yoruyor hem de akıcılık ve anlatıma zarar veriyor. Nitekim Tolstoy kitabın başını beğense de devamını “korkunç bir karmaşa” olarak tanımlıyor. Bunu fark etmiş olacak ki Dostoyevski;
“İfade etmek istediklerinin yüzde birini bile ifade edemediğini” söylüyor.
Dostoyevski romanı ileriye götürüyor ve havada bırakıyor. Bazen geçiştirmek için yazdığı kelimeler geçiyor. Karamazov Kardeşler kitabı bu kitapta olan birçok sorun çözülmüş olarak ortaya konmuş. Belli bir konu, akıcılık ve okur yorulmuyor… Anlatım olarak yorulmuyor demek istiyorum yoksa düşünce olarak Karamazov Kardeşler tam anlamıyla bir başyapıt.
Dostoyevski esere her biri ayrı inceleme ve konu olabilecek, her türden insanı koymuş.
Prens Mışkın- Budala
İppolit-Nihilist
Aglaya- Ev yaşamından bunalmış genç kız
Nastasya Filippovna- (bu kadına ne denir bende bilmiyorum)
Rogojin- Arzu ve duyguları ile hareket eden kişi (Karamozov Kardeşler Dmitri)
Gavrila- Sıradan olmayı kabul etmeyen genç-(Raskalnikov)
Yevgeniç Pavloviç -Mantıklı kişi.
General Yepançin- Eskiyi anan ve hatıralarda yaşayan birisi.
Prens saf, aptal, masum ve her şeye pozitif bakan bir karakter. Dostoyevski bunu okuyucu önüne seriyor; bu dünyada bunca saflık, iyi niyet ancak budala olmayı gerektirir. Prens olaylara hep pozitif bakıyor, kimsenin arka yüzüne ve ne yaptığına bakmadan dinliyor. Dünyayı cennet, insanları melek yapma
Şimdi Şneyder gelmiş olsaydı İsviçre'den , eski öğrencisi ve hastasını böyle görseydi, İsviçre'de onu tedavi etmeye başladığı ilk yılda bazen böyle olduğunu söyler, elini sallayıp o zaman söylediğinin aynısını söylerdi. "Budala!"
Ama sorun bu değil sevgili prens, sorun burada gerçeğin olup olmadığında , bu yaptığınızın kişiliğinizin mi, yoksa bir anlık heyecanınızın sonucu mu olup olmadığında.
Onu dinledikten sonra , isteyen herkesin onu kolaylıkla aldatabileceğini , kendisini aldatan herkesi aradan bir süre geçtikten sonra bağışlayabileceğini öğrendim ve işte bunun için sevdim onu...