Varsız

Dün varoşun da varoşu dedik ya şöyle bir dünya düşündüm: Mahalle aralarında yolunuzu kesip ‘Abi bir sigara versene’ diyen, ertesi gün sataşıp haraç istemeye kalkışan tinerci gençler, genelevin önüne sandalye atıp geleni geçeni gruba çağıran orospular, mahallenin bütün zenginlerine verip kahvenin önünden uslu uslu geçen namus fukarası yosmalar, para için her şeyi yapabilecek sahtekarın feriştahı apartman yöneticileri, zengin üfürükçü Nizamettin Hoca ile Mühendis Hamdi bey arasında kalmış ne yapacağını bilemeyen dul madamlar, her adımınızı gözetleyen organize hırsızlık çeteleri, enteresan zamanlarda ortaya çıkıp şair taklidi yapan yeteneksiz dalkavuklar, saadet zincirine üye toplamak için elinde megafonla zırt pırt ortaya çıkan düzenbazlar, daha sıralayabiliriz de seksenlerdeki Küçük Emrah’ın filmlerine benzeyen bir film için bu kadarı yeterli. İşte tam bu dünyanın içinde bütün varoşluğumu giyinmiş, hayatın sillesini, tokadını yemiş ,acıdan bir kütle halinde meyhaneye oturmuş içiyorum. Fonda da bu şarkı çalıyor. youtube.com/watch?v=iuIydUN...
Müzik
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kardeşim Erdal! (Ben Edip) Mektubunu, çok sıkıntılı bir günün en korkunç noktasında ele geçirdim. Bütün gece şişman ve iyi kalpli bir adamla bakıp bakıp içtik. “Nereye baktınız?” diyeceksin, bilsem söylemez miydim. İki marul yediğimi, sarışın bir kızla konuştuğumu, şişman adama elimle “hadi eyvallah...” dediğimi hatırlıyorum sadece. Bunu şimdi hatırlıyorum. Simsiyah bir geceden bunlar kalmış aklımda. Bir de o korkunçluk noktasındaki ışık. Sana mektup yazacağımı biliyor muydum ne... Ya dünkü gün; o neydi o... Sur dışlarına çıktım, mezarlıklara gittim, mezarlıktaki bir havuz beynimi deldi. Suyun bu kadar katı olduğunu bilmezdim. Sonra bir karga gördüm galiba. Karga mıydı, yoksa kuş türlerinin hepsi birlikte mi uçuyordu, kestiremedim işte. Kimse ölmedi. İşim vardı oralarda; bir gün önce düşündüğümü aramaya çıkmıştım belki de. Olabilir (Ne güzel kelime şu “olabilir”). Sur kapısında bir eskici duruyordu. İğnesi, çekici, tanrısıyla duruyordu. Yanındaki tasa bir kösele parçası koymuş, onu cızırdatıyordu. Bendeki bir bakış daha doğrusu bir merak ipliği gidip geldi. Yaşasın dünyanın bütün surları! Sonra mezarlıklara girdim, biraz yürüdüm, çay içtim, bostanlara baktım (akşam yediğim marulları, bostanlara bağlayabilir miyiz). Dönüyordum galiba. Başladım “sıkıntı” kelimesini kurcalamaya işte. Önce şunu icat ettim: Sıkıntı, insanın iki nokta, daha doğrusu iki ölüm arasında olduğunu bilmesiydi. Ne olursa olsun böyleydi bu. Hareket noktamı bulmuştum. Düşünmeye başladım. Neyi? Kesin sıkıntıları: ------------------------------------------ Edip Cansever'den Erdal Öz'e Mektuplar 4 Nisan 1958
Edebiyat
Seksenli yıllar arabeskin revaçta olduğu yıllardı. Arabesk sanatçıları milyonu aşan sayılarda kaset satar, konser alanlarını hınca hınç doldururdu. O günlerden şimdi Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Orhan Gencebay biraz da Cengiz Kurdoğlu hatırlanıyor. Oysa geri planda bunların dışında da müzik yapan sanatçılar vardı. Varoşun da varoşu diye nitelendirilirlerdi ama siz onlara bakmayın, yok hayır isterseniz bakabilirsiniz. İrade sizin empati de yapabilirsiniz. Bu şarkının mekanlarda bol bol çalındığını, insanların diline dolandığını hatırlıyorum. youtube.com/watch?v=qQ_lRlU...
Müzik insanın ruhunu beslermiş, duygusal zekanın gelişimine de yardımcı olduğunu söylerler ama arabesk dinlerken mümkün mertebe empati yapmamak lazım. youtube.com/watch?v=qpPse9g...
Müzik
Şarkılara son demiştik ama ben bunu başucumdaki şarkılar (bazen böyle kıvırabiliyorum) için söylemiştim. Şarkısız olmuyor, biri hüzünlü biri hareketli iki parça dinleyelim. youtube.com/watch?v=LHfKmlN... youtube.com/watch?v=rgIRaZ0...
Müzik