Varsız

Puan vermedi·592 syf.·
2024 1. kitabı
Kitap epey esnek diyebileceğimiz bir tarih anlatımına sahip. Atatürk hakkında bilgi, belge, rivayet, dedikodu, roman ve hikaye gibi edebi eserler; ne varsa, ne bulunduysa kullanılmış. Kaynak yetersizliğinden sanırım bazı yerlerde hikaye-roman yazımında kullanılan diyaloglara dahi başvurulmuş. Kimliği belirtilmeden “bir arkadaşı” gibi söylemlerle alıntılar, anılar paylaşılmış. Kime, neye ve Atatürk’ün hangi eylemine dayanarak üretildiği belirtilmeyen bolca yorum var. Buna ek olarak siyasi anlamda; felsefi boşlukları, tarafgirliği ve propaganda üslubu yapılan doğru analizleri de gölgeliyor. “Kemal Atatürk, yeni bir Türkiye yaratmıştı. Onu tecrübeli bir şefin, verimli bir yönetimin ve sırası gelince daha liberal bir şekilde gelişebilecek esnek bir parlamenter sistemin ellerine bıraktı. Ülkesini ortaçağdan çağımızın eşiğine, hatta bundan bir adım ileriye getirmişti. Gerideki boşlukları doldurup ülkeyi yeni alanlarda daha ileriye götürmek, ondan sonra yerine geçeceklere düşen bir görevdi.” Bu cümle kitabın “Son Söz” bölümünün ilk cümlesi. Siyasal açıdan kitabın genel havasını çok iyi yansıttığını düşündüğüm için paylaşıyorum. Ülkesi, milleti ve halkı adına bütün demokratik doğruları yapan, yazarın kendi deyimiyle “çağın bir adım ötesine” taşıyan Atatürk, her doğru adımı sonrasında liberal angajmana sokularak diktatör ilan ediliyor. O tarihlerde ve hala monarşi kalıntıları ve uygulamaları taşıyan, kadın hakları dahil birçok yönden bireysel eşitliği sağlayamamış İngiltere ve yine siyahilere ırkçılık uygulayarak demokratik haklarını vermeyen ABD her nasılsa demokratik ilan ediliyor ama halkının bütün demokratik haklarını kanun ve yasalarla güvence altına almış Atatürk’e diktatör etiketi vuruluyor. Hayatını demokratik kurumsallaşmayı gerçekleştirmek ve demokratik bir
AtatürkLord Kinross · Altın Kitaplar · 20232,465 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·460 syf.·
2023 3. kitabı
Kar hakkında çok uzun yazabilirim fakat Orhan Pamuk’un sığ siyasetine kapılmamak için becerebildiğim kadarıyla kısa tutacağım. Başlangıç olarak söylenmesi gereken kitabın entelektüel seviyesinin düşüklüğü ve yazarın kullandığı materyali, dili inanılmaz derecede kötü kullanması. Dili sorgulamadan ne’sini ve nasıl’ını incelediğiniz bir eseri doğru yere oturtmak pek mümkün değildir. Görmezden gelerek verdiğiniz değer de bulunduğunuz yeri imlemekten öteye gitmez, kitap hakkında değil de kendiniz hakkında konuştuğunuzun, edebiyat yerine neyi görmek istediğinizin ip uçlarını verir. Ülkemizde bilinen kaygılarla hareket eden çok sayıda eleştirmenin durumu ne yazık ki bu. Her doğru, her yerde söylenir mi, burada söylenmeyecekse nerede söylenir? Kitabı okurken sık sık kapıldığım hissi kısaca ve en basit şekliyle şöyle tarif edebilirim: Her dem mağdur durumdaki türbanlı kız kardeşlerimizin duygularına oynayan ya da o hislerle yazılmış kitaplar vardır. Çok acımasız davranmadan onlarla bir tutmayayım da bir tık üstü demekle yetineyim. Türbanlı mağdurların yanına Ermenileri ve Kürtleri ekleyerek o kitapların yazarlarından kendini yatay bir seyir izleyerek ayırmış Orhan Pamuk. Aradığı çoğunluğun, hedef kitlesinin, yan yana yürümek istediklerinin etrafını kalın çizgilerle çizmiş. Yazar kimliğinden doğan aydın sorumluluğunu da terk ederek; birlikteyiz, birlikte olabiliriz mesajı vermek istediği herkesi bir araya getirmiş, paket halinde sunmuş okuyucusuna. “Mı acaba?” sorusunu buraya bırakalım. Hikaye Ka gibi tuhaf bir adamın yaşam öyküsü etrafında kurgulanmış. Ka 80 ihtilali sonrası Almanya’ya kaçmış, politik sığınmacı statüsüne geçmiş bir şair. Yıllar sonra ülkeye dönüşünde Cumhuriyet gazetesi tarafından intihar eden genç kız vakalarını araştırmak üzere Kars’a gönderiliyor.
KarOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202517,8bin okunma
Puan vermedi·318 syf.·
2022 46. kitabı
Amin Maalouf, bilindiği üzere tarihi kurgularıyla tanınan bir yazar. Semerkant’la birlikte kendisinden okuduğum roman sayısı dört oldu. Ölümcül Kimlikler isimli denemeyi de eklersek benim kişisel tanışıklığım da giderek artıyor. Diğerleri epey önceydi ama Şeyh, güzeller güzeli Lamia ve oğlu Tanios’un yaşadığı olayları hala hatırlıyorum. O kitabın kurgusunu sevmiştim, katmanlı yapısıyla gerçekten başarılıydı. Hikayenin Maalouf’un kendi memleketinde geçmiş olmasından sanırım; söylenceler, tarihi mitler, kurgunun içinde o kadar güzel işlenmişti ki hikaye anlatıcısının masalsı anlatımıyla kitap başka bir dünyaya aitmişçesine hoşluk yaratıyordu. Benim çok başarılı bulduğum aynı söylence üslubunu Maalouf bu kitapta da kullanmış ama kurgudaki inanılmaz başarısızlık kitabı birkaç basamak aşağıya çekiyor. Hani birisi çıkıp ‘Bu iki kitabı neden birlikte bastınız?’ diye sorsa ne cevap verirdi bilmiyorum. Hikayeler o kadar keskin şekilde birbirinden ayrılıyor ki, ne Hayyam’ın kitabı ne de aralara yerleştirmiş birkaç cümle ayrışmayı önleyebiliyor. Kitap yalnız bütünsel kurgu yönünden değil lokal düzeyde de yetersizliklerle yüklü. Tesadüfi tanışmalar, görmeden tanımalar, konuşmadan anlaşmalar, birdenbire samimileşen ilişkilerle ilerliyorsunuz. Şuraya da ufaktan bir olay kurgulayayım, hikaye biraz derinleşsin dememiş Maalouf, tesadüfleri yapıştırıp geçmiş ya da diğerlerini. Konu Ömer Hayyam olmasaydı büyük olasılıkla kitabı tamamlayamazdım. Matematik, astronomi, çalışmalarında derinleşilseydi biraz, Celali takvimini kurgularken yaşadığı heyecanı kenarından köşesinden tadabilseydik, bir bilim adamı olarak da Ömer Hayyam’ı kafamızda canlandırabilseydik güzel olurdu. Evet bahsedilmiş ama hepsi üstünkörü. Elbette bunlar için yazarın araştırma yapması, derinleşmesi, bilgi sahibi olması
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
Puan vermedi·176 syf.·
2022 45. kitabı
Daha önce Charles Dickens’in iki romanını okumuş, bana hitap etmediğini düşünerek peşini bırakmıştım. Yıllar sonra yaşadığım bu yeni deneyim sonucu üzülerek aynı fikirlere sahip olduğumu düşünürken, tam da şu anki duygularımla bulunduğum yeri değiştirmem gerektiğini fark ettim. Kitap hakkında fikir beyan edip, inceleme nezaketi gösterenlerin yanlış izlenimlere yanıltıcı oldukları görüşümün de ne kadar yersiz ve haksız olduğunu itiraf ediyorum. youtube.com/watch?v=pq_kJ9r... Olay tamamen benim suçummuş, kendilerinden sonsuz defa özür dileyerek affımı talep ediyorum. Kot farkını ortadan kaldırıp görüş açımı istenen yere doğru değiştirdiğimde sorun kendiliğinden çözüldü. Aptal kafam, içimden gelen ‘demek ki isteyince oluyormuş’ sözüne de hak veriyorum. Kitap sıradan, bildiğimiz türde bir roman değil, fabl türü düşünülerek tasarlanmış. Kitabın baş karakteri Scrooge ve yeğeni o tarihte çok sevilen iki karikatür tiplemesinden seçilmiş. Benzetmelerdeki kabalık, basitlik ve çoğunlukla sıradanlık oradan geliyor. Yaratıcılığın bu kadarına şapka çıkarılır. Scrooge insan kılığına girmiş tuhaf bir hayvanın karikatüristik çizimi. Değişim 3 aşamalı şekilde planlanmış, her ruh çağırma bir seansa denk geliyor. Her seansta Scrooge’ye on doz etkili madde enjekte ediliyor. Sonuçta Scrooge’e hayvansı tabiatından kurtulup istenen seviyeye yani toplumun bağrına basabileceği bir insan haline geliyor, noel şarkıları söylüyor, neşeyle etrafına gülücükler dağıtıyor. Biz de hikayeden gerekli dersi çıkarıyoruz.
Bir Noel ŞarkısıCharles Dickens · Yabancı Yayınları · 201711,3bin okunma
Puan vermedi·264 syf.·
Beğendi
·
2022 43. kitabı
Sizi Tom’la tanıştırayım: Çocukluk arkadaşım, aynı zamanda tek ve biricik roman kahramanım. Onun kahramanı da Robin Hood. Mutlaka tanıyanlar vardır ama rica ederim ona Tom Sawyer demeyin. Yalnızca Tom lütfen. ------------------------------------------------------------------------------------------ “Becky Thatcher. Senin adın ne? Ama dur, biliyorum. Thomas Sawyer." “O benim ceza adım. Uslu durduğumda herkes Tom der. Sen de Tom dersin, değil mi?" ------------------------------------------------------------------------------------------ Arkadaşım diye söylemiyorum aslında Tom iyi bir çocuk. Hep doğru olanı yapmaya, söz dinler bir çocuk olmaya çalışıyor ama ona müsaade etmiyorlar. Teyzesi, öğretmeni, kilise papazları, çevresindeki kötü niyetli çocuklar ve en çok da bizzat yaşamın kendisi. Durağanlığından, hiçbir yere gitmeyen salınımsız duruşundan bıkmış, usanmış. Çevresinde hareket olsun, zaman hızla geçsin, eğlenceli günler geçirelim istiyor. Gerçek anlamda keyifli zaman uzmanı Tom. Dayanamıyor sıkıcı işler yüklenilmesine, çok geçmeden de yaratıcı çözümler üretiyor. Örneğin herkesin takdir edeceği bir işe kalkışıp günlük tutuyor. Çevresinde olay olmayınca; kim, kaç gün, dayanabilir ki günlük tutmaya? O da müzik gurubu kuruyor, olmadı define aramaya başlıyor. Yaşamın kendisi sıkıcı Tom ne yapsın? ---------------------------------------------------------------------------------------- "Tom, sabırsızlıkla beklediği tatilin artık canlılığını yitirdiğini ve sıkıcı gelmeye başladığını fark edince çok şaşırdı. Günlük yazmayı denedi, ama üç gün boyunca hiçbir şey olmayınca bıraktı.” ---------------------------------------------------------------------------------------- Kilise, okul gibi kerameti kendinden menkul yerleri hiç sevmiyor Tom. Kapalı kutu gibi her an ben buradayım
Tom Sawyer’ın MaceralarıMark Twain · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202213,5bin okunma