“Evet, Atatürk bir diktatördü diyoruz. Niçin bir diktatördü? Bu, ilaç almayı reddeden hastaya, tedaviyi reddettiği için ilacı zorla vermek gibidir. Hatta bir adamı intihar ederken engel olabilecekken seyretmeyi tercih etmiş biri görülürse dolaylı olarak bir ölüme sebep olmaktan cezalandırılır. Atatürk problemlerin tespiti ve çözüm yolları hakkında diğerlerinden çok daha akılcı ve “doğru” tespitleri olduğuna inanıyor ki, bu doğru. Atatürk, bu toplumun ekseriyetinden daha iyi düşündüğünün farkındaydı.”
Celal Şengör –uz ekiyle beraber Atatürk’ü bir kez daha diktatör diye sınıflandırdıktan sonra Atatürk-Türk toplumu ilişkisi üzerine iki benzetme aracılığıyla düşüncesini temellendirmiş: Tedaviyi reddeden hasta (Türk toplumu)- ilacı zorla veren birisi (Atatürk), intihar eden bir adam (Türk toplumu), intihara müdahale edip önleyen başka bir adam (Atatürk).
Kitabın sunduğu temel teze göre ilk benzetmenin yapılmaması gerekiyor ama her nasılsa yapılmış. Celal Şengör’ün bize tanıttığı Atatürk’ün, ilacı zorla vermek yerine ikna etme yöntemini kullanması gerkiyor ve Celal Şengör tarafından zorla vermek yani zor kullanmak eyleminin diktatör kavramından ayrılması gerekiyor. Bu haliyle de örnek, teze temel teşkil etmiyor. Belki zorla tedavi uygulayan kişinin kimliği verilseydi, bunu onun yerine biz yapabilirdik. Ne var ki durumu yine de kurtaramazdık. Yazarken bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Sık sık bırakıp tekrar başlamak zorunda kaldım, bu yüzden epey uzun sürdü. Kaosun oynakları peş peşe gelip sarmallaşıyorlar ve ben yazmayı bırakıp hangisi daha önemli, hangisi verilmeli diye düşünmeye başlıyorum. İkinci benzetme de yapılamaz çünkü tarihin hiçbir döneminde bütünüyle insan toplumu, halk, millet intihar eden bir adama benzemez, benzetilemez. Saçma sapan, zırvalık dolu,