Nietzsche, psikoloji ile ilgilenen herkesin ilgi odağı olmuştur . Yaşantısı, yazdıkları ve akıl hastalığı birçok insanın ilgisini çekmiştir. Nietzsche'ye yapılabilecek en saf psikanaliz bence onun ilk kitabına gitmektir.
Öncelikle temel kavramların Nietzsche'nin kafasında neler çağrıştırdığını anlamak gerekiyor.
Dionysos= Kötümserlik,acı çekme,Melankoli,Pessimizm.
Appollon= İyimserlik,haz,mutlu olma hali
Kitabın en başı birçok filozoftan farklı olarak Nietzsche'nin düş yani rüya kavramını ortaya atışıyla başlıyor. Ve düşün yani rüyanın ne kadar önemli olduğuyla ilgili övgüler sıralanıyor. Bu birçok filozofa veya herhangi bir insana saçma gelebilecek bir övgü. Daha sonrasında düşün sanatın doğduğu yer olduğunu söylüyor. Ve aslında mantık zincirini düş => mitoloji(dionysos ve appollon) => ilk-bir yada ilk neden dediği şeye belkide tanrı yada töz kavramına dayandırıp düşün aslında tanrıya ve sanatın temeline bağlı birşey olduğu çıkarsaması geliyor.
Düş => Mitoloji => Sanatın temeli => Tanrı
Hemen akabinde düşün istencinin aslında Appolloncu bir şey olduğunu söylüyor.
Ve Scohopenhaur tabiriyle daha doğrusu doğu mistisizmiyle bir maya yani ilüzyon olduğu aslında önemli olanın her şeyin başında olan Dionysosçu olan olduğuna getirmeye çalışıyor.
Schopenhaur öğretilerinin çok etkisinde özellikle Schopenhaur Pesimistliğinin devam ettirme güdüsü yada Schopenhaur onun düşünceleri için büyük bir dayanak olmuş diyebiliriz.
Schopenhaur ile ilgili tek ve en önemli eleştiri Schopenhaur'un istenç ve irade kavramına yönelik.
Onda eksik olarak estetik ve sanat kavramını görüyor.
Dionysosçu pesimistliğe de sanat ile ulaşılacağını düşünüyor.
Bu tanımları kendi kafasında yarattıktan sonra mantıksızlık silsilesini bunları birbirine bağlarken görüyoruz.
Appolloncu olan kötü çünkü tamamen
Cassrier'in unutulmuş bir filozof olduğunu düşünüyorum. Önsözde belirtildiği gibi neo-Kantçılığının tam anlamıyla Kant'ın izinden gitmemesi bunu gerektirmiş olabilir. Onun dışında Kantı çok iyi anlayıp analiz ettiğini söyleyebiliriz. Bu kitaptada aynı Kant gibi Rousseau ve Goethe konusundada bilgi birikiminin detaylı olduğunu görüyoruz.
Rousseau'nun toplum sözleşmesi kitabında Kant'tan esinlenmiş olabilir demiştim. Ama bu kitap bize gösteriyor ki Kant Roussodan etkilenmiş kesinlikle.
Yada temel fikirleri bir şekilde oluşmuş Rousso bunlara katkı sağlamış doğru yolda olduğunu düşündürmüş olabilir.
Özellikle Rousseau'nun yasa ve akılcılık üzerine yapıtları doğrultusunda.
Goethe ile Kantı bağdaştırma konusunda Cassrier biraz zorlamış gibi geldi.
Zaten kendiside çok birebir gittiklerini söylemiyor.
Hatta Kant ile Rousseu da bir değil.
Goethenin Kant okumaları olduğunu biliyoruz onlar açıklanmış.
Goethe hakkında güzel bilgiler vermiş.
Ama Kanttan Goethe tarafına pek bir bilgi yok.
Tam aslında filozoflar hakkında pekte bağlantı kuramayan ama bilgiler veren günümüz felsefe makalesi gıyabında bir kitap olmuş.
Tek farkı belkide daha derin bilgiler bulunabilirliği olması.