insanların kalbini, onları mutlu edebilecek basit neşeleri zedeleyenlere yazıklar olsun! zalim bir zorbalığın mahvettiği bu mutluluğun yerini, dünyadaki hiçbir armağan ya da iyilik dolduramaz.
hikaye, yoksul bir inci avcısının çocuğunu kurtarmak amacıyla çıktığı yolda benzersiz bir inci bulmasıyla başlıyor. ve kitaba dair hissettiğim en belirgin duygu sanırım ana karakterin içinde bulunduğu o umutlu olma haliydi. incinin ailelerine sağlayabileceği fırsatlar üzerine hayal kurdukça kino, ben de onunla birlikte umutlanmaktan alamadım kendimi. zaten tomris uyar da sunuş yazısında hikaye hakkında, "insanoğlunun umudunun, var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir." diyor. kitap boyunca kino'nun ailesine, atalarının öğretilerine ne kadar bağlı olduğunu okurken bir yandan da aslında sonunun nasıl şekilleneceğini az çok anlıyorsunuz.