Meryem için, mahsus duygularının zebunu olan cemiyet, iğrenç ve kördü. İki gözden mahrum kimseler gibi önünü ve teveccüh ettiği yeri görmeyerek ulu orta sürüklenip giden şuursuz bir sürü idi. Nitekim, bu dünya illetinin mübtelaları, tıpkı ağacında çürümüş bir yemiş gibi, küçük bir sarsıntı, hafif bir rüzgâr ile dökülüp, toprakta iğrenç manzaralarıyla bir kaç gün durduktan sonra kaybolup gidiyorlardı. Fakat kimse kimsenin akıbetinden mütenebbih olmuyor, gene bütün şiddetiyle dünya ve onun kendi gibi geçici zevkleri tarafından tekrar sürükleniyorlardı. Bu maddî ve sathî hayatın esas vasfı vefasızlık ve nankörlüktü. Herhangi bir sebeble bir ferdini kaybeden cemiyet, onu derhal unutuyor ve başka fertlerle bu eksikliği kapatıyor, tamir ediyor ve bu silsile böylece devam edip gidiyordu.
Sayfa 90 - İhramcızade İsmail Hakkı Arşivi, Pdf·Kitabı okuyor
Su... hayat malzemesinin ruhu, lezzetten tattan muarrâ, renksiz, kokusuz su... her şeyden, çeşnisi, kokusu olan her şeyden bıkılır, fakat sudan bıkılmaz; ona doyum yoktur ki... O, her şeyin aslıdır, hayatıdır. Hamza, aşkla suyun arasında sıkı bir müşabehet bulduğu için onu çok sever. Su da, aşk gibi, evsafı hiç bir şeyde olmayan yegâne keyfiyettir. Hayatın mayesi su, ruhun mayesi de aşktır. Suda, kesif unsurların evsafından bir hatıra olmadığı için sevgilidir. Aşkta da, sevgiliden başka kasd olmadığı için nihayetsiz derecede şeriksizdir.
Sayfa 82 - İhramcızade İsmail Hakkı Arşivi, Pdf·Kitabı okuyor
—Bütün bu mevcudatın bile aslı, basit bir noktadan başka neydi?
—Uzvî ve manevî varlığı ile, koskoca bir hilkat âbidesi olan insanın da aslı, bir noktadan başka nedir?
—Sonra mükevvenatın azameti içinde, arz da bir nokta değil midir?
—Ya o, insanların vücuda getirdiği eserler; mabedler, saraylar, âbideler, kervansaraylar, heykeller, henüz vücuda getirilmeden evvel, yani daha insan kafasında, tasavvur halinde iken, bir noktada gizlenmiş değil midir?
Sayfa 80 - İhramcızade İsmail Hakkı Arşivi, Pdf·Kitabı okuyor
Kabil olsa Hamza: Biliyorum, biliyorum; yeter söyleme! diye haykıracaktı, sustu; fakat bu sükûtu devam ettirebilmek için elleriyle, rast gele vücudunu koparıyor, canını acıtarak cümle-i asabiyesini tembih ediyordu. Bir an kendi kendine: Şu kızın eline bir hançer versem de hiç olmazsa beni öldürüverse, diye düşündü.
Fakat o zaman ölüm bir kerre gelmiş olacaktı. Halbuki Meryem, onu, gözün görmediği hançerle senelerden beri, her nefes yüz ölümle öldürmüyor muydu? Hamza, yüz hayata bedel olan bu ölüme cihanı değişmezdi. Ondaki lezzet ve sekri, bir Hamza bilirdi.
Sayfa 70 - İhramcızade İsmail Hakkı Arşivi, Pdf·Kitabı okuyor