Hindistan'ın ilk Babür imparatoru Babür'ün zarif minyatür portrelerine baktığımızda, ilk dikkatimizi çeken şey egzotizm olabilir: Boynunda dizi dizi inci takılı, kafasına mücevherlerle bezeli bir sarık kondurmuş sakallı adam mermer bir tahtta oturur, tahtı revanda uzanır şekilde veya at üzerinde, kimi zaman kolunda bir şahinle resmedilir. Ancak yine de bizlere bu ışıl ışıl yüzeyin altına sızabilmemiz için açık bir kapı bırakır ki onun ne kadar karmaşık ve ilginç bir insan olduğunu keşfedebilelim.
1483 yılında doğan Babür, türlü badirelerle Kabil'de bir krallık kurduktan sonra 1526'da Hindistan imparatoru olup 1857'ye dek yaşayacak bir hanedan kuran küçük bir Orta Asya prensiydi. Anıları hem geçtiği çetrefilli yolları hem de umutsuzluğa kapılarak her şeyden vazgeçip kaçıp gitmeyi düşündüğü anlar da dahil olmak üzere kendi tepki ve düşüncelerini aktarıyor. "Böylesi zorluklar karşısında," diyor kendisine, "hayatta olduğum sürece [ ... ] dünyanın sonuna gidecek olsam bile kendi başıma çekip gitmem daha iyi olacaktır." Ancak her defasında kendini toparlamayı başarıyor: "Bir insan hüküm sürme iddiasındaysa ve fethetmek arzusuyla yanıp tutuşuyorsa, işler bir iki kez ters gittiğinde öylece oturup izlemekle yetinemez." Sebat ederse bunun ödülünü eninde sonunda alacağını söylüyor kendisine: "Şans kapıyı çaldığında, tereddüt etmemek çok önemlidir. Sonrasında pişman olmak hiçbir işe yaramayacaktır." Böyle düşündüğünü bilebiliyoruz ve bunu ifade eden kelimelerine sahibiz çünkü kendi dönemi ve rütbesinde pek de alışılmadık bir şekilde anılarını yazmıştı Babür.