deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Çalkantılı 16. yüzyılda yaşayan varlıklı Fransız asilzadesi Mi­chel de Montaigne geçmiş kuşaklar için olduğu gibi bizim için de önemlidir çünkü onun yazıları insan olmanın ne anlama geldiğine dair bir keşif gezisi gibidir. Denemeleri asla sona ermemiştir çünkü konusu çoğunlukla kendisi, düşünceleri, duyguları ve tepkileridir ve sıklıkla tekrarladığı gibi hem tüm bunlar hem de kendisi durmadan değişmiştir. "Hepimiz küçük parçalardan oluşuruz," diye yazmıştır bir defasında, "bu parçalar öyle şekilsiz, öyle farklıdırlar ki birbirle­rinden, her biri her an canının istediğini yapar; bu yüzden kendimiz­le kendimiz arasındaki farklılıklar, kendimizle başkaları arasındaki kadardır."
Sayfa 16·Kitabı okudu
Reklam
Geçmişin insanları da, tıpkı bizler gibi, her ne kadar kaygı duy­duğumuz şeyler farklı olsa da, hayatın karşılarına çıkardığı sorun­larla yüzleşmek zorunda kalmışlardı.
Sayfa 15·Kitabı okudu
20. yüzyılın başlarında Albert Einstein atomun yapısını anlamamış olsaydı, İtilaf Devletleri II. Dünya Savaşı'nda atom bombası üretebilir miydi? Bir diğer soruysa elbette, Naziler Einstein ve diğer fizikçileri sürgüne göndermeseydi ve onlar da hiz­metlerini İtilaf Devletleri'ne sunmasaydı Almanya neler yapabilirdi?
Sayfa 12·Kitabı okudu

deniz taşkın

, bir kitap okudu
9/10
·704 syf.·
Beğendi
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 18:58
·
2026 18. kitabı
Fyodor Dostoyevski
9.1/10 · 194,4bin okunma
Yine ılık, pırol pırıl bir bahar günüydü. Raskolnikov sabah erkenden, saat altıda işe çıktı. Irmağın kıyısında kaymak taşı pişirmek için fırın haline dönüştürülmüş bir barakada çalışmaya ayrılmıştı. Üç kişi gönderilmişti buraya. Mahkûmlardan biri nöbetçiyle birlikte kaleye bir alet almaya gitmişti. Öteki mahkûm odun taşıyor ve fırına istif ediyordu. Raskolnikov barakadan çıkıp doğruca kıyıya indi, burada istif edilmiş kütüklerin üstüne oturdu, geniş ve ıssız ırmağı seyre daldı. Bu yüksek kıyıdan, göz alabildiğine uzanan bozkır görülüyordu. Irmağın karşı kıyısından belli belirsiz bir şarkı duyuluyordu. Orada, güneşle yıkanan uçsuz bucaksuz bozkırda, küçük kara noktalar halinde göçebe çadırları seçiliyordu. Orada özgürlük vardı. Orada, buradakilere hiç benzemeyen, bambaşka insanlar yaşıyordu. Orada zaman sanki durmuştu. Orada sanki İbrahim’le sürüsünün çağı hâlâ geçmemişti. Raskolnikov oturuyor, gözlerini ayırmadan, kımıltısız bakıyordu.
Reklam