deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Şehzadeler hiçbir zaman kendi başlarına bırakılmadığı için yıllardır özgürlük duygusundan yoksundu. Kendisine yabancı olan bu özgür ruh halini ya­şadığı tek zaman dilimi yirmi dört yaşındayken amcası Sultan Aziz'le çıktığı Avrupa seyahatinde, Paris'te, Londra'da, Viyana'da geçirdiği haftalar olmuştu. Oraların havasından mıdır suyundan mıdır, insanları etkisi altına alan özgürlük ruhundan mı nedir, kendisini tüy gibi hafif, serbest ve hür hissetmişti. Avrupa'ya ayak bastıktan sonraki ilk izlenimini apaçık hatırlıyordu: "Kimse kimseye karışmıyor. Bu Osman­lı için hayal bile edilemeyecek bir durumdu.
Sayfa 154·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir gece duvarda kocaman bir kedi gölgesinin kayarak geçtiğini gördü. Hayal miydi, gerçek mi bilinmez. Aylardır bu odada ölüm korkuları içinde kapalı kalmaktan, zihni ona böyle oyunlar oynuyor da olabilirdi. Gece odasına bir kedi bırakmaları ihtimalini düşündü, titredi. Abbasiler, Emevileri devirdikleri zaman son halifenin dilini bir kediye yedirmiş­lerdi. Ne dehşet bir son diye düşündü. İslam halifesinin, ko­nuştuğu zaman herkesi lal-ü ebkem bırakan mübarek dili bir kediye yediriliyor. Hem dehşet hem de aşağılama. Kendisi de hal' edilmiş bir halife olduğuna ve bu kadar çok düşmanı bu­lunduğuna göre neden olmasın? İster istemez iki eliyle sıkı sıkıya ağzını kapatmış olduğunu fark etti. Kalktı, lambayla odayı didik didik aradı, karyolanın altına baktı. Hiçbir şey bulamadı.
Sayfa 153·Kitabı okudu
Hüznüm daha da arttı, çünkü artık evla­dım gibi sevmeye başladığım o iyi Kumandan İstanbul'a tayin edildi. Benim için ne büyük bir kayıp! Hayatımla ilgili ga­rantilerin en önemlisi yok artık burada. Bana vedaya geldi­ğinde içinde bulunduğu ruh hali ve üzüntüsü güzel çehresine yansımıştı. "Her ne kadar siyasi olarak muhalif bulunsam da Zat-ı Şahane ve ailelerine yapılan bu muameleyi hazmedemi­yorum," diyerek asil karakterini bir kez daha ortaya koydu. "Üzülmeyin, " dedim, "Allah ne takdir ettiyse o. Bu köşkte birlikte geçirdiğimiz günler ve sohbetlerimiz benim en kıymet­li hatıralarım arasında yer alacak. İtiraf etmeliyim ki bana karşı ayaklanmış olan Genç Osmanlıların aslında ne istedi­ğini ilk defa sizden öğrenme imkanı buldum. Ne acıdır ki siz beni anlayamamışsınız, ben de sizi. Yazık olmuş," dedim. O da sesi titreyerek "Hakk-ı aliniz var hünkar hazretleri," dedi, "olan memlekete oldu."
Sayfa 152·Kitabı okudu
İyi ki adamcağızın dışarıyla irtibatı kesilmişti de tahttan devrilir devrilmez kendisine en ağır ifadelerle saldıran, yerin dibine sokan, yazı ve karikatürlerle aşağılayarak imparator­luktaki her kötülüğü tek başına onun sırtına yükleyen gaze­telerden haberi olmuyordu. Yoksa yazarların nefreti, aşağıla­ması, alayları ve hakaretleri karşısında kahrolurdu. Ali Fethi Bey gibi bir karşıtı bile bu yayınları çok abartılı, haksız ve zalimce buluyordu. Özellikle, kısa bir süre öncesine kadar önünde yerlere kapandıkları, tahtından uzatılan sırma kor­donu öptükleri, başlarını kaldırıp yüzüne bakamadıkları hali­feye "salyaları akan kuduz köpek" gibi ifadelerle saldıran İs­tanbul basını, Kumandan'ın midesini bulandırıyordu. Bunlar arasında Abdülhamid'in servete ve makama kavuşturduğu, Boğaziçi'nde yalı, Nişantaşı'nda konak hediye ettiği kimseler başı çekiyordu. Yine büyükannesinin çok sık tekrarladığı in­sanoğlu çiğ süt emmiştir ifadesini hatırladı. Kaynar süt içse ne değişecekti ki, insan insandı işte.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Bir keresinde Anadolu yakasından saraya doğru esen rüzgarlara Boğaz sularını geçerken mikrop bulaştırılacağı ihbarı yapılmış, bunun üzerine Padişah günlerce camları kapı­ları sıkı sıkı örttürmüş, anahtar deliklerini pamukla tıkatmış ve kapı dışarı adımını atmamıştı. Bu ihbar hikayelerinin en gariplerinden biri de Marsilya limanından İstanbul'a gelecek olan bir gemiyle ilgiliydi. Fransa'dan yapılan ihbar, o ülkede­ ki padişah düşmanlarının Zat-ı Şahane'ye suikast düzenlemek için bir fabrikaya özel olarak ceviz büyüklüğünde bombalar imal ettirdiği, bunları sandıklarla Mesajeri Maritim şirketi­nin Nijer adlı gemisine yüklediği, bu sandıkların İstanbul'da gemiden çıkarılacağı, eğer bu plan işlemezse Karadeniz'de Samsun limanında teslim alınacağı bildiriliyordu. Bu ihbar sarayda ortalığı birbirine katmış, Zat-ı Şahane'yi çıldırtmaya yetmişti elbette. Fesadı önlemek için hemen bir paşa başkanlı­ğında komisyon kurdurdu, Nijer gemisi Marsilya limanından sonra takip edildi, uğradığı her liman bildirildi, Akdeniz'deki bütün Osmanlı liman idarelerine telgrafla emirler yağdırıl­dı, gemiden çıkan her dengin mutlaka kontrol edilmesi sıkı sıkı tembihlendi. Nijer, İstanbul limanına vardığında çevresi casuslar, memurlar, tüfekçilerle sarıldı. Kapitülasyon yasala­rına göre gemiye girilip arama yapılamıyordu ama gemiden çıkarılan her şey iğneden ipliğe araştırıldı. Ne var ki bu titiz aramalar sonunda bomba sandığına benzer bir şeye rastlan­madı. Bunun üzerine bombaların Samsun'da karaya çıkarıla­cağından emin olan komisyon, aynı gemiye binerek bu liman şehrine gitti. İhbarın ikinci bölümüne göre yelek cebine kona­ bilecek büyüklükte olan bombalar laz takalarıyla İstanbul'a getirilecek ve -Allah muhafaza buyursun- suikast gerçekleş­tirilecekti. Sonunda komisyon saraya bir şifreli telgraf
Sayfa 125·Kitabı okudu