Bir keresinde Anadolu yakasından saraya doğru esen rüzgarlara Boğaz sularını geçerken mikrop bulaştırılacağı ihbarı yapılmış, bunun üzerine Padişah günlerce camları kapıları sıkı sıkı örttürmüş, anahtar deliklerini pamukla tıkatmış ve kapı dışarı adımını atmamıştı. Bu ihbar hikayelerinin en gariplerinden biri de Marsilya limanından İstanbul'a gelecek olan bir gemiyle ilgiliydi. Fransa'dan yapılan ihbar, o ülkede ki padişah düşmanlarının Zat-ı Şahane'ye suikast düzenlemek için bir fabrikaya özel olarak ceviz büyüklüğünde bombalar imal ettirdiği, bunları sandıklarla Mesajeri Maritim şirketinin Nijer adlı gemisine yüklediği, bu sandıkların İstanbul'da gemiden çıkarılacağı, eğer bu plan işlemezse Karadeniz'de Samsun limanında teslim alınacağı bildiriliyordu. Bu ihbar sarayda ortalığı birbirine katmış, Zat-ı Şahane'yi çıldırtmaya yetmişti elbette. Fesadı önlemek için hemen bir paşa başkanlığında komisyon kurdurdu, Nijer gemisi Marsilya limanından sonra takip edildi, uğradığı her liman bildirildi, Akdeniz'deki bütün Osmanlı liman idarelerine telgrafla emirler yağdırıldı, gemiden çıkan her dengin mutlaka kontrol edilmesi sıkı sıkı tembihlendi. Nijer, İstanbul limanına vardığında çevresi casuslar, memurlar, tüfekçilerle sarıldı. Kapitülasyon yasalarına göre gemiye girilip arama yapılamıyordu ama gemiden çıkarılan her şey iğneden ipliğe araştırıldı. Ne var ki bu titiz aramalar sonunda bomba sandığına benzer bir şeye rastlanmadı. Bunun üzerine bombaların Samsun'da karaya çıkarılacağından emin olan komisyon, aynı gemiye binerek bu liman şehrine gitti. İhbarın ikinci bölümüne göre yelek cebine kona bilecek büyüklükte olan bombalar laz takalarıyla İstanbul'a getirilecek ve -Allah muhafaza buyursun- suikast gerçekleştirilecekti. Sonunda komisyon saraya bir şifreli telgraf