İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Aşağılık duygusu tüm yaşamı, özellikle düşünceyi etkiler. Bunu biliyor muydunuz? Kendimize güvenimiz olmadığından bizi ayakta tutacak sağlam, sert bir sistem icat ederiz. Karmaşık olduğunu düşündüğümüzü gereksizce basitleştiren bir sistem. En büyük basitleştirmeyse basit karşıtlıklara dayanır, dünyayı siyah-beyaz görür. Ne söylediğimi anladınız mı? Zihin keskin zıtlıklar kümesi oluşturur: Beyaz-siyah, gün-gece, yukarı-aşağı, kadın-erkek. Bunlar algımızı belirler. Ortası yoktur. Dünya böyle görüldüğünde daha basittir. Zıt kutuplar arasında gezinmek kolaydır, davranış kurallarını kolayca belirlemek mümkündür. Özellikle de belirsizlik lüksünü kendine saklayarak başkasını değerlendirmek kolaydır. Bu düşünce her türlü belirsizlikten korur -kes at, her şey açık, ya böyle ya da şöyle, üçüncü bir çık ış yok.
Her birimizin içinde bir eksiklik hissi, herkesin sahip olduğu şeylerin bizde eksik olduğu inancı var. Hayat boyunca bu aşağılık hissiyle başa çıkmak, onu yenmek veya hırslarımızın ve mükemmeliyet arayışımızın peşinde koşmak zorundayız.
Ama mükemmeliyet nedir, bunu bilen var mı ki?
Her birimiz potansiyel birer deliyiz, genç adam. Normalite bir hayaldir. Her birimiz iç dünymızla dış dünya arasındaki sınırda ayakta durur ve tehlikeli bir şekilde dengeyi sağlamaya çalışırız. Bu çok rahatsız edici bir durumdur, dengeyi korumayı başaranlar çok azdır.