İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Freud'un tasavvurlarından birine göre, bizler kendi kendine yetmeye ve kendinden memnun olmaya meyleden ama başkalarının varlığına bağımlı olduğumuzu kabul etmeye zorlanmış varlıklarız. Bu çerçevede, doğamıza karşı gelmek bizim doğamızda vardır. Başkalarına duyduğumuz gereksinim bir nevi yenilgi ya da şartlı teslimdir: Teslimiyet bizim için kabul edilmesi en zor şeye dönüşür.
Şu hayata dair yaşayacağımız en sıkıntılı duygulardan birisi pişmanlıktır. Eğitim, kariyer ya da ilişkilerinizle ilgili bugüne kadar kim bilir kaç tane "keşke" ile başlayan cümle kurdunuz. Hatta bazı keşkeler canınızı o kadar acıttı ki tüm hayatınız boyunca ruhunuzda taşıyacağınız bir iz olarak kaldı. Peki bu kadar yoğun pişmanlık hissi içinde olmak normal mi? Yoksa kaç yaşınıza geldiniz hala doğru şeçim yapmayı mı öğrenemediniz?
Eğer bir gün hayatınızı değiştirecek o reçetenin yazılı olduğu kağıdı ele geçirirseniz orada sadece 4 kelimeden oluşan bir cümle göreceksiniz. "Yok öyle bir reçete".
Düşünsenize birbirinizden böylesine farklılık gösterdiğimiz bir evrende hangi ortak reçete sorunumuzu doğrudan çözebilir ki. Yaşadığımız sorunun aynı olması çözümün de ortak olacağı anlamına gelmez. Eğer öyle olsaydı istemediğimiz alışkanlıkların tümünden kurtulmuş olurduk.