deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Kara bitkilerinin yüzde 80'i mantarlarla, vasküler bitkilerinse neredeyse yüzde 90'ı mikroorganizmalarla simbiyotik ilişkiler kurar. Amazonlar, Afrika veya Hindistan'daki yağmur orman­larında organizmalar işbirliği yerine iktidar mücadelesine girişseydi, ne ormanlar ne de yuva olduğu tüm o canlılar kalırdı. İşte gerçek "orman kanunu" budur.
Sayfa 349·Kitabı okudu
Reklam
Frans de Waal'ın "Cila teorisi"
İnsanların aslında hala Taş Devri avcıları olduğunu ve dünyayı ancak güçlünün zayıfı avladığı, "güçlünün haklı" olduğu bir orman gibi gördüğünü iddia eder. Buna göre insanlar binlerce yıldır bu gerçeğin üstünü incecik, değişken mitler ve ritüellerle örtmeye çalışmış, ama esasen orman yasalarından hiç bir zaman kurtulamamışlardır. Dahası mitler ve ritüeller, ormandaki en güçlü canılar tarafından zayıfları kandorıp tuzağa düşürrmek için kullanılan silahlardır. Bunu fark edemeyenler, ço saf olduklarından, acımasız bir avcının ağına düşerler.
Sayfa 348·Kitabı okudu
İnsanlar arasındaki işbirliğinin önkoşulu benzerlik değil, bilgi alışverişi yapabilme kabiliyetidir. Konuşabildiğimiz sürece, bizi yakınlaştırabilecek ortak bir hikaye bulabiliriz.
Sayfa 346·Kitabı okudu
Binlerce yıldır Hiristiyan mezhepleri, Hindular ve Budistler, Platoncular ve Aristotelesçiler arasında görüldüğü gibi birçok dini ve kültürel tartışma, zihin-beden problemine ilişkin anlalmazlıklar­dan kaynaklandı. İnsan yalnızca somut bir beden mi, soyut bir zihin mi, yoksa bedene hapsolmuş bir zihin mi? Yirmi birinci yüzyılda bilgisayar ağı, zihin-beden problemini daha da tirmandırıp onu kişisel, ideolojik ve politik tartışmaların kaynağına dönüştürebilir.
Sayfa 341·Kitabı okudu
Neler olup bittiğini ilk fark edenin Çin olması şaşırtıcı değil. On doku­zuncu yüzyılda Çin, Sanayi Devrimi'nin olası faydalarını ciddiye almak­ta gecikmiş, demiryolları ve buharlı gemiler gibi icatları benimsemekte yavaş kalmıştı. Nitekim Çinlilerin "aşağılanma yüzyılı" dediği donem başlamıştı. Yüzyıllar boyunca dünyanın süper gücü olmuş Çin, modern sanayi teknolojisini benimsemekte başarısız olunca diz çökmek zorunda kalmıştı. Savaşlarda yenildi, yabancılar topraklarını fethetti, demiryollarını ve buharlu gemileri kullanmaya başlamış güçler tarafından her anlamda somürüldü. Çinliler bu treni bir daha asla kaçırmamaya yemin etmişti. 2017'de Çin hükümeti, "Yeni Nesil Yapay Zeka Planı"nı açıkladı. Açıklamada, "2030'a kadar Çin yapay zeka teorileri, teknolojileri ve uy­gulamaları alanında dünya lideri olmalı, dünyanın birincil yapay zeka geliştirme merkezi sayılmalı" deniyordu. Bunu izleyen yıllarda Çin, yapay zekaya muazzam kaynak ayirdı. 2020'lerin ilk yıllarında yapay zekayla ilgili bazı alanlarda dünya lideriydi; onun geri kaldığı noktaları da ABD dolduruyordu. Yapay zekanın önemini elbette yalnızca Çin fark etmemişti. 1 Eylül 2017'de Rusya Devlet Başkanı Putin, "Yapay zeka sadece Rusya'nın değil, tüm insanlığın gelecegidir ... Bu alanın lideri dünyaya da hükmedecektir," dedi. Ocak 2018'de Hindistan Başbakanı Modi, "Bilgiyi kontrol eden, dünyayı yönetir," diye ekledi. Şubat 2019'da ABD Başkanı Trump, yapay zekayla ilgili bir başkanlık kararnamesi imzalayarak, "Yapay zeka çağı başladı" dedi ve "ABD'nin yapay zeka teknolojileri alanındaki liderliğini korumak, ülkemizin ekonomik ve ulusal güvenligi açısından büyük önem taşıyor," diye ekledi. O dönemde ABD, öngörülü özel girişimcilerinin çabaları sayesinde yapay zeka yarışında zaten liderdi. Ancak şirketlerarası rekabet
Sayfa 333·Kitabı okudu
Reklam