hayatlarında hiç sevmemiş olanların tahayyül edemeyecekleri bir acı onu boğuyor; sanki gür alevli bir meşale göğsünün içerisinde dolaşarak kaburgalarını yalıyormuş gibi kıvranıyordu.
artık aldanmak istemiyorum. seni aldatmak zevkinden sonuna kadar mahrum edeceğim. beni aldatmanın acısını da sevincini de hiç tattırmayacağım sana. Çünkü aldattığın zaman; yemin ediyorum yeryüzünde olmayacağım. inanmışlığım ölüme kadar sürsün, bırak. zarımı son defa senin için atıyorum.
hakikate yakın da olsa uzak da olsa insanlar için "yokluk" bedenin biyolojik bütünlüğünün ortadan kalkmasıyla değil, bu dünyanın havasını solurken, suyunu içer, ekmeğini yerken de yapayalnız kalmakla, böyle bir yalnızlıktan duyulan korkuyla başlar.
ah, kendimi de bir an icin disaridan gorebilsem. Nasil bir manken oldugumu anlasam. yok, herkes baskasini goruyor. baskasini taniyor. tanimak zorunda. baskalari birer manken de biz degiliz. oyle geliyor herbirimize. ha su tahta cansizlar, su kadinlar, erkekler, ha su geceyi gunduze katarak kosusan, uyuklayan, susan, seven, uzulen canlilar. canli taslaklari. baskalari yok mudur bizleri de cansiz sayan?