Kitabı bitirmek istemedim. Sonlara doğru okumakta zorlandım. Okurken içimde derin bir huzursuzluk hissettim. Oblomov kurtulsun istedim. Hayatına ışık gelsin, ruhunu aydınlığa çıkarsın, bedenini hareket ettirsin istedim. Bana çok yoğun duygular hissettirdi bu kitap. Bitince kapağını kapatıp hayatıma kaldığım yerden devam edebileceğim bir kitap olmadı. Birçok düşünceyle başbaşa kaldım okurken ve bitirdikten sonra.
Birçok kitap okudum, birçok kitaptan etkilendim ama bu kitabı hatırlayınca okuduğum anki duygularıma bürüneceğimden şüphem yok.
•••
"Bir tek adam hoşuna gidiyordu; o da Oblomov'u rahat bırakmıyor, o da havadisleri, kalabalığı, bilimi, hayatı seviyordu; ama onun sevişi daha derin, daha canlıydı. Oblomov herkese karşı iyi idi. Fakat yalnız bu adamı gerçekten sever, yalnız buna güvenirdi; belki birlikte büyüdükleri, okudukları, yaşadıkları için. Bu adam Andrey İvanoviç Ştolts idi."
Ştolts'un Oblomov'a geldiği her sahne benim için bir umut oldu. Hep gelişini bekledim. Tamam, dedim, şimdi Oblomov hayata devam edecek, yaşamaya başlayacak. Ştolts'un sahneleri bu sebeple çok kıymetli oldu benim için. Bu karakterin Oblomov'un bir kurtarıcısı olduğunu düşündüm. Tabii ki sonunu okurken daha da iyi anladım ki Oblomov'un tek kurtarıcısı kendisiydi.
•••
Bu kitap tam bir başyapıt. İlk sayfalarını okurken de okumayı bitirip kapağını kapattığımda da aynı şeyi düşündüm.
Gonçarov bütün karakterleri o kadar güzel anlatmış ki kimin neyi neden yaptığını hissettim. Bütün karakterleri sindirebildim.
Olga karakteri için ayrı bir paragraf yazmam gerekiyor çünkü okuduğum kitaplardaki en güçlü kadın karakterlerden biriydi. Bu kadar güzel yazılmış bir kadın karaktere çok az kitapta rastladım. Ne istediğini bilen ve aynı zamanda da sürekli olarak bir arayış içinde olan bir karakter.