“Yüzyıllık Yalnızlık romanında hiçbir şey halkın beklediği gibi olmaz; her şey onları şaşırtır; hepsi başarısızlığa mahkûm olur; hepsi hüsrana uğrar; başkalarıyla uzun süreli bir ortaklık kurmayı başaran azdır ve çoğunluk bunu hiçbir zaman başaramaz. Eylemlerin çoğu –ilk bakışta romanın bütününün yapısı gibi– döngüseldir .… Denizi ekip biçenler, kendi hayatlarına amaç bulamamışlardır, verimli olmayı başaramazlar, kaderlerinin kısırdöngüsünü kıramazlar. Kısacası kendi tarihlerini kendileri yapamazlar …. Bunun olası tek açıklaması, kendi hayatlarını bir başkasının değerleri adına yaşadıkları olacaktır. Çünkü yalnızlık (araştırmayla beraber) Latin Amerika tarihinin ana temasıdır: Boş bir kıtada terk edilmişlerdir, çok büyük bir kültürel boşluk içindedirler, asıl yuvalarından binlerce mil uzakta ıssız bir adaya bırakılmışlardır. 16. yüzyıl İspanyası’nda tasarlanan .… karakterler 18. yüzyıl sonu Aydınlanma döneminde uyanırlar .… ama inşa etmedikleri bir dünyaya ayak uydurmaktan âcizdirler. Romanın hayali yüzyılı boyunca, dışarıdan (çingeneler) tek tük ve parça parça baskılar gelir, bunlar da Bağımsızlık dönemindeki baskıların 1960 başlarına uzantılarıdır .… Bu anlatılanların ışığında roman, ‘büyülü’ gerçekliktense sömürgeci tarihin bireysel ilişkiler üstündeki genel etkisiyle daha çok ilgili gibidir: çünkü temalar döngüsellik, akıldışılık, kadercilik, izolasyon, batıl inanç, fanatizm, çöküş ve şiddettir. Bu konuların, içsel mi, yoksa tarih tarafından üretilmiş mi olduğu konusundaki karar, felsefi ya da bilimsel bir tespit olduğu kadar siyasi bir karardır da.” (Martin, s. 106)