Gogol'un Ölü Canlar kitabını okumaya şimdiye kadar cesaret edememiştim. 'Burun' 'Palto' 'Bir Delinin Hatıra Defteri' en meşhurlarından çoğumuz bu eserlere aşinayız. Ölü Canlar'ı okumaya karar vermeme yardımcı olan 'Post Öykü'nün 60. Sayısında yer alan Bartu Çay'ın Naime Erkovan'la yaptığı 'Nereden Başlasak' köşesindeki röportajı oldu. Naime Erkovan bu röportajında 'Gogol Ölü Canları yazdığında Rusya' nın cehennemini yazdım şimdi de cennetini yazacağım dedi ama başarılı olamadı. Yaktı nüshayı biliyorsunuz. Çünkü yalnızca güzel olan bir şeyi yazma ihtiyacı doğmuyor bence, çatışma oluşturamıyorsunuz. Yazdığımız şeylerde ters giden, yolunda olmayan, bir şeyleri aksatan durumlar olmalı. Yani çatışma olmazsa yazamayız zaten' söylemine karşılık okumaya karar verdim. Burda merak ettiğim neden Rusya'nın cennetini yazamayıp nüshayı yaktığıydı. Gerçekten çatışma mı gerekiyordu ? Okuduktan sonra anlıyorsunuz neden olduğunu.
Gogol'un bipolar bozukluğuna sahip olmasının ve dönemin o zamanlarında bunun bilinmiyor olmasının, hastalığı için verdiği mücadelenin elbette etkisi var. Belki de bu yüzden karakterlerinin hiçbirine salt iyi veya salt kötü diyemiyoruz. Kendi yaşadığı buhranlar karakterlere de nüfuz etmiş gibi ama bu durum kitabın özgünlüğünden bir şey kaybettirmemiş.
Gogol bize Rusya'nın sosyoekonomik durumunu alt sınıflardan üst sınıflara detaylıca aktarmaya çalışmış. Rusya 'da yapılan liyakatsızlıklara ,yoksulluğa, riyakarlıklara okudukça şahitlik ediyoruz. Para kazanmanın neden zor olduğunu ve insanların kısa yoldan para kazanmak için başvurduğu yolların nedenlerini görüyoruz. Eli güçlü olanın çarkını bir şekilde çevirdiğini gerçek halkınsa olan bitenlerden haberi bile olmadığını görüyoruz. Gogol bunlarin hepsini Rusya'nın yönetimine bağlıyor. Tarih gerçekten tekerrürden