Her okuyunan anlatılanlarda kendisinden bir parça bulabilir bence. Şahsen ben karakteri çok içselleştirdim. Toplu taşımada olmasam Holden'ın düşünceleri yüzünden ağlardım.
Kendisi her ne kadar daha çok genç, hiçbir şey yaşamamış, ağzı bozuk ve serseri bir tip olarak okuyucuya gösterilmeye çalışılsa bile bu davranışlarının arkasında yatan psikolojik nedenleri görmezden gelemeyiz elbet. Genç yaşına rağmen hayatın belki de en zor gerçeklerinden biriyle yüz yüze gelmiş, üstüne üstlük hayatına devam etmeye çalışmış. Çok yorgun ama Phoebe için, onun yanında kalıp iyi olduğundan emin olmak için aslında sevmediği bu hayat tarzında yaşamaya devam edecek birisi Holden.
"Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim."
İlk bakışta hayatta yapmak istediği şey rahat bir yaşam tarzı sürdürmek olarak görülebilir. Ama bence bu hayali aslında büyük bir benzetmeden oluşuyor. En azından benim için daha derin bir anlamı ifade ediyor. Holden yönünü kaybetmiş, hayatın anlamını ararken anlamsızlıkla tanışmış bir genç. Yüksek farkındalığa sahip ama durumdan hiç memnun değil. Kendi kendine atlatmaya çalıştığı sorunları var ama bunları kimseyle paylaşamıyor. Kitap boyunca hep 'Ah, bir konuşabilse rahatlayacak ama...' diyip durdum. Kendi yolunun olumsuz sonuçlanabileceğinin de farkında. Hayalindeyse kendisinin durumuna düşebilecek insanlara yardım etmek istediğini söylüyor. Fark etmeden uçuruma koşan insanları durdurmak istiyor çünkü o çoktan uçurumun en kenarında ve kendisine yolu gösterecek kimse yok. Başkalarının aynı deneyimleri yaşamasını istemeyecek kadar kendi hayatını sevmiyor. Ancak yine