Cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. Önyargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler. Bunları söküp atmak, kökünü kurutmak zor mu zordur;
“İnsanlar birbirleriyle nasıl vedalaşır, Jane? Nasıl yapılır bu tören? Öğret bana. Pek bilmem çünkü.”
“ Birbirlerine, hoşçakal, güle güle, derler, efendim… Ya da beğendikleri başka bir veda sözcüğü seçerler.”
Klasikleri her zaman büyük keyifle okurum ama inancımla bağdaşmayan yalan cümleler kurulmasıda rahatsız etmiyor değil!.. Okuduğum sayfa 163’ le alakalı olarak yaptığım kısa araştırma sonunda şu bilgiye ulaştım.
Allah Rasûlü hakkında uydurdukları yalanlardan birisi, Batı edebiyatında darb-ı mesel haline gelmişti. Fransis Bacon (Beykın) (1561-1626) “Cesaret” başlıklı makalesinde bu yalanı şöyle dile getiriyordu:
“Şüphesiz cesur bir kişi defalarca Muhammed’in mucizeleri gibi mucizeler getirebilir. Bir keresinde Muhammed insanlara; dağı çağırıp huzuruna getirebileceğini iddia etti. Bu mucizeyi görebilmek için herkes toplandı. Muhammed, huzuruna gelmesi için defalarca dağa seslendi, dağın yerinden kıpırdamadığını görünce utanmadan -haşa- şöyle dedi: Dağ Muhammed’e gelmezse, Muhammed dağa gider.” (!)(Altın Oluk, 2006 - Nisan, Sayı: 242, Sayfa: 014).
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,3bin okunma