“Belki de bizim gibiler, bütün gün duygusal şeyler sindiren insanlar, hayatı yüksek perdeden yaşıyor ve bunun bir sonucu olarak da kendilerini hiçbir zaman tümüyle mesut hissetmiyorlar: ya mutsuz ya da coşarcasına, sırılsıklam mutlu olmak zorundayız; ama dengeli, sağlam bir ilişki sırasında bu ruh hallerini yakalamak oldukça zor oluyor.”
“O seni bulmadan sen onu bul…”
Orijinal adı “The Madman’s Tale” olan Şizofren; bir şizofreni hastası olan Francis Petrel’in yirmi bir yaşında ailesi tarafından akıl hastanesine gönderilmesiyle o hastanede yaşadığı dehşet verici hikâyesinin etkilerini anlatıyor. Petrel, yaşadığı gerçekliğe dönmesine rağmen halen daha işitsel sanrıları vardır. Bir gün Francis, Western State akıl hastanesinde yaşadıklarını yazmaya karar verir ancak hikâyesini kâğıtlara değil evinin duvarlarına yazar. Francis’in tedavi görmek için hastaneye yatışının ardından Sırık ona kötülüklerin başı olduğunu ifade ederek saldırmaya kalkar ancak itfaiyeci Peter onu kurtarır ve böylece dost olurlar. Hastanede bir gün stajyer hemşire olarak çalışan” Kısa Sarı” esrarengiz bir biçimde öldürülür. Kararlı bir dedektif olan Lucy Jones bu cinayeti soruşturma talebiyle hastanede araştırmalar yapmaya başlar. Lucy’ye Peter ve Francis C-Bird bu araştırmada eşlik edeceklerdir. Kendini Mısır İmparatoriçesi sanan Kleo katili gördüğünü C-Bird’e anlatır ve katile “Melek” diye hitap etmeye başlarlar. “Melek” dedikleri bu psikopatın kim olduğunu bulmak hiç kolay olmayacaktır.
Yazar John Katzenbach, şizofreni ve diğer psikiyatrik rahatsızlıkları hiçbir ayrıntıyı atlamadan çok iyi işlemiş kitabında. Farmakolojik yönden ilaçların yan etkilerini anlatarak başlatıyor hikâyesini. Daha sonra Western State Hastanesi’nde Francis ve onun gibi birçok psikiyatrik rahatsızlığı olan insanların davranışlarını Francis’in bakış açısıyla okurlarına aktarıyor. Okurken aynı zamanda şizofreni hastalığı olan bir bireyin; işittiği sanrıların kullandığı ilaçlar nedeniyle azalmasıyla, karar verme yetisinin ne kadar bozulduğunu okura fark ettiriyor. Ayrıca psikolojik yönü olan bu kitap aynı zamanda seri cinayetlerin işlendiği, katili sürekli merak
Geçmişi bilerek hayatınızı tekrar tekrar yaşamak ister miydiniz?
Yazar Ken Grimwood sıradışı eseri ‘Sil Baştan’ ile okurlarına bu soruyu sorgulatıyor. 43 yaşındaki Jeff Winston geçirdiği kalp krizi sonrası ölmeyi beklerken zamanda geriye gider. Gözlerini açtığında kendini üniversite dönemindeki Jeff olarak bulur. Geçmişi tekrar yaşadığını fark eden Jeff Winston bunun bir fırsat olduğunu düşünür ve hayatını seçimlerini değiştirerek yaşamayı tercih eder. Oynayacağı bahislerin sonuçlarını önceden bilen Jeff ikramiyeyi kazanır. Aşk hayatında da evli olduğu eşi ile eskiden yaptığı hataları yapmamak adına başlangıç yapsa da işler pek de gözüktüğü gibi gitmez. Başka birisiyle evlenen Jeff’in bir çocuğu olur. Ancak öleceği günü önceden bilen Jeff bunun için önlemler alsa da o gün tekrar tekrar ölecektir. Her hayatında farklı seçimler yaparak hatalarını düzeltmeye çalışsa da bunu başaramaz. Bir sonraki tekrarında onun gibi aynı şeyleri yaşayan Pamela ile tanışır. Birlikte yaşadıkları hayatın anlamını kazanabilmek için tarihi olayları değiştirmek ve insanların ölümünü engellemek isterler. Acaba Pam ile Jeff bunu yapmayı başarabilecekler midir? Başarsalar bile bu yaşadıkları tekrar sona erecek midir?
Sevdiğiniz her şeyi ve herkesi kazanıp kaybetmeye ne kadar dayanabilirsiniz? Sil baştan başlayarak ancak her şeyi hatırlayarak geçmişi tekrar tekrar yaşamak…
Yazar aslında bu romanıyla okurların zihinlerinde geçmişe gitsek bile bir şeylerin değişemeyeceğini her daim eksik bir şeylerin hayatımızda yer edineceğini anlatmak istiyor. Dili sade ve akıcı olan bu romanı merak ederek okuyacaksınız.
“Kendimiz olabilmek için kendimize sahip olmalıyız, hayat hikâyemize sahip çıkmalı, onu kaybettiğimizde yeniden edinmeliyiz. Kendimizi ‘hatırlayarak’, kendi içsel hikâyemizi, anlatımımızı yeniden derlemeliyiz. Kişinin kimliğini ve benliğini koruyabilmesi için böyle bir anlatıya süreklilik gösteren bir içsel anlatıya ihtiyacı vardır.”