“İkinci”sini emri altına alamayan ve susturamayan birincinin sevmeye kabiliyetinden ve sevilmeye liyakatinden şüphe etmeliyiz. Şüphe değil, emin olmalıyız ki, bir türlü sonu gelmeyen iç savaşlarla ikinciye karşı zaferini elde edemeyen o zavallı aşkın ferahlığından ve tarif edilemez bahtiyarlığından mahrum kalmağa ebediyyen mahkumdur.
Hayır, dedim, insana kendi kendisinin üstüne çıkmak zevkini veren sevgi, yalnız analık aşkından ibaret değildir. Hürriyet ve menfaatlerimizi, başka ruhlarla kaynaşmak için de feda ederiz. Bunda nesli devam ettirmek gibi hayvanca bir gaye de yoktur. Cinsî olmayan bir aşk, bize, benliğimizi aşmayı ve sevgilimizin şahsiyetine dalarak, başka bir insanda sosyal ve universal bir iştirakin ilk merhalesini yaşamayı gösteren bir yükseliştir.
Aşka ait her mesele, yalnız onunla, onun içinde hallolunur. Aşk kendisine dışarıda ne hedef ne de vasıta arar. Dışarıdan himayeye de ihtiyacı yoktur. Bir sömürge değil, muazzam bir imparatorluktur o.