O eski günler gerçekte pek eski olmamakla birlikte, şimdi çok uzaklarda kalmış gibiydi. Genç kadın geçmişe büyük bir uçurumun üzerinden bakıyordu: Sanki ölmüştü ama gene de düşünebilme yeteneğine sahipti ve şairin* öyküsündeki çürüyen kişiler gibi oturup dünyayı anarak yaşamanın nasıl bir Tanrı bağışı olduğunu düşünüyordu.
*Robert Browning “Heykel ve Büst”
Aşkta sevileni idealleştirmeye yardımcı olan koşulların hepsi hazırdı: Sevileni ara sıra uzaktan görmek, onunla arkadaşça bir ilişkisi olmamak; gözler tanıdık, diller yabancı... Böyle olunca, insan davranışının ayrıntıları gözden gizli kalıyordu. Yeryüzündeki bütün yaşam ve eylemlerde payı olan bayağılık, seven ve sevilen kişilerin birbirleriyle konuşmamaları yüzünden başka bir görüntüye bürünebiliyordu.
Böylece genç kadın, onun kendi ufuk sınırının içinde yaşayan, kendi gibi bir yaratık olmakla birlikte, Boldwood’un gözünde bir ölçüde putlaşmıştı.