Yeşil. Siyah beyazdı dünya benim için, yeşili görene dek. Gri gözlerimin ardından baktığım dünyada nasıl renk barınabilirdi ki? Ama oradaydı işte. Yeşil. Yeşildi gözleri. Yüzünün ortasına yerleştirilmiş bı çift elmasa benziyordu. Paha biçilmezdi belki de. Tanıdıktı. Aklım durmuştu, zaman durmuştu, her şey durmuştu.
Oradaydı. Hayal görmüyordum. O'ydu. Omuzlarına dökülen dalgalı kumral saçları çok güzel görünüyordu, üzerinde Safir'in forması vardı. Yanakları kaybolmuştu, büyümüştü; fazlasıyla değişmişti. Elmacık kemikleri hafif kızarmıştı. Çok güzel. Çok güzeldi. Ve annemi de alıp gitmişti. O bile döndüğüne göre annemde döner mıydı? "Bir dahaki doğum günümde alacağım bu kitabı senden." Kitabını almaya mı geldin, Açelya?
Her şeyin başlangıç noktası neydi peki? Annemi kaybettiğim gün mü? En yakın arkadaşımı? Kuzenimi? Hayır. Her şeyin boka sardığı gün, her şeyin düzeleceğine dair içimde bir umut yeşerdiği gündü. Yeşermek... Yeşil.
Annem ve babamı kaybettikten sonra hayatını devam ettirmek için elimde bir avuç neden kalmıştı. Aslında bir avuç bile değildi. Üç neden, renksiz hayatıma kattığım üç renk... Onlardan biri de isimdi ve buna sıkı sıkıya bağlanmakta bir sakınca görmüyordum.