Gözümden hafif yaşlar akarak bitirdim kitabı. Kitanın en sonunda yorum yapanlardan birinin dediği gibi birbirinden habersiz hayatların nasılda iç içe geçebileceğini görüyoruz. En masumları Roxy-Rukiye, Yusuf ve tabiki Leyla Hanım. Roxy ve Leyla farklı yaşlarda olsalar ve farklı ülkede yaşasalar bile iki, üç kişinin becilliği yüzünden istedikleri kişi olmamışlar. Leyla Hanımı izole bir yaşama mahkum etmişler, Rukiyeyi ise isyankar. İkisinin birbir ile daha önce kimseyle kurmadıkları bir bağ kurmaları çok çok hoşuma gitti. Aile olmak için kan bağının değil can bağının önemli olduğunu bir kez daha gördüm. Ali Yekta Beye baktığımda ise kendi hırsı ve olmak, yaşamak istediği hayatı oğluna mâl ederek hayallerini gerçekleştimeye çalışan hem iyi kalpli hem bencil birisini görüyorum maalesef. Oğluna kendi hayatını yaşaması için alan tanısaydı belki de istediği her şey kendiliğinden olabilirdi. Ömer, Nejla ve mahalleliye bakacak olursak da kendilerini düşünen aman istediğimiz olsun da kimse karışmasın etmesin rahat içinde olalım diye düşünen insanlar topluluğu. Ömerin, Nejlanın ailelerine karşı vefasızlıkları biri zengin olma derdin de kimse beni ezmesin, diğeri karım beni sevsin onun sevgisi olmadan yaşayamam diyen hayatında gerçek sevgiyi tatmamış biri. Mahalleli ise özellikle Cemile! İşine nasıl gelirse davranan vefadan anlamayan kötü insanlar. Yıllardır hürmet ettikleri Leyla Hanıma "gavurun kızı" yaftasını yapıştıran ama Leyla Hanım evine geri dönünce de hemen gene hürmet gösteren, sözde Leyla Hanımı seven iki yüzlülüğünü gösteren insan topluluğu. Kitabın sonunda Leyla Hanımın hayatının kapalı kapılar ardında geçtiğini, hayatında birçok şeyi kaçırdığını hissederek ölümü beklemesi çok dokundu bana. İnsan kaç yaşında olursa olsun yapamadıkları için pişmanlık duyuyor.