Balığı o küçük fanusun içinde değil de aklımın denizlerinde yüzdürüyordum.
Aklınızın denizlerinde yüzen bir balık, kalbinizin kıyılarına vuran dalgalar yaratır.
Sokakların kendine has bir dili olduğunu düşünürdüm. Işıklı caddelerin, taş kaldırımların veya paslanmış tabelaların etrafında akıp giden hayatın diliydi bu. Tanıdık bildik hislerin, aidiyetin alfabesinden oluşurdu.