İnsanın kendisi hakkındaki bütün gerçekleri bilmesinin iyi bir şey olduğuna ilişkin yaygın kabul gören bir görüş var. Hiç katılmıyorum, iyi bir şey değil, insanın kendisi hakkında her şeyi bilmesi gerekmiyor; öğrenmesi halinde hayatının dengesinin bozulacağı, kişiyi dağıtıp bir daha kendine getirmeyecek gerçekleri bilmemesi çok daha iyi.
Ah Yaşar’ım… Ne yaşarsın ne yaşamaz… Bu kafa kağıdını bir alsaydın
Okurken bir yandan güldüm, bir yandan aşırı sinirlendim. Çünkü anlatılan şeyler absürt görünse de gerçek hayatta karşılığı olduğunu biliyoruz. Şu an bir devlet dairesine gitsek tüm aşamalarıyla aynı adımları haalaaaa yaşıyoruz. Yaşar’ın sistem içinde var olmaya çalışması ama sürekli yok sayılması trajikomik olduğu kadar çok acıydı da. Adamın yaşayıp yaşamadığının bile belli olmaması ilk başta komik geliyor ama sonra bunun aslında korkunç bir çaresizlik olduğunu fark ediyorsun.
Aziz Nesin mizahı sadece güldürmek için kullanmıyor; insanların alıştığı saçmalıkları yüzümüze vuruyor. Bürokrasi, torpil, ilgisizlik, insanı bir kağıt parçasına indirgeyen sistem… Üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen kitabın hâlâ bu kadar gerçek hissettirmesi zaten en rahatsız edici kısmı.
Kitap bittiğinde insanın aklında şu kalıyor: Bazen bir insanı yok etmek için öldürmeye bile gerek kalmıyor.
Bahçıvan ve Ölüm…
Kısacık bir hikâye ama insanın içine oturuyor. Bazen hayatta en çok korktuğumuz şeyden kaçmaya çalışırken fark etmeden tam da ona doğru koşuyoruz. Bahçıvanın kaderden kaçmaya çalışması aslında hepimizin yaptığı bir şey. Sürekli kontrol etmeye çalışıyoruz, yarın yaşayacağımızı düşünerek plan yapıyoruz, yaşayamamaktan korkuyoruz… ama bazı şeyler ne yaparsak yapalım olacak. Hikâyenin en vurucu tarafı da bu zaten: İnsan bazen kendi korkularıyla kendi sonunu hazırlıyor.
Okurken şunu düşündüm; hayatın belirsizliğiyle kavga etmek insanı sadece daha yorgun yapıyor. Belki de her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine bazı şeyleri kabullenmeyi öğrenmek gerekiyor. Kısacık bir metin olmasına rağmen insanda garip bir sessizlik bırakıyor.
Bu kitabı okurken en çok beni tetikleyen şey, ölümün bazen ne kadar ansızın hayatın ortasına düşebildiğini hatırlatması oldu. Ben de babasını kaybetmiş biri olarak yazarın babasının hastalığını anlatırken hissettiği çaresizliği çok derinden hissettim. İnsan bazen her şeyi fark ettiğini sanıyor ama hayat bir anda geri dönüşü olmayan bir yere savrulabiliyor.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514bin okunma
Charlie Gordon minik kelebeğim…
Uzun zamandır okuduğum en etkileyici kitaplardan biriydi. Okurken sadece bir karakterin değişimini değil, insan ilişkilerini, yalnızlığı ve toplumun farklı insanlara bakışını da sorguluyorsunuz.
Kitap boyunca en çok canımı sıkan şey, Charlie’nin zekâsı arttıkça insanların ona yıllarca nasıl davrandığını fark etmeye başlamasıydı. Çünkü bazen gerçekleri görmek, bilmemekten daha ağır geliyor.
Onun gerilemesinin bu kadar hızlı olması ise insanı çaresiz hissettiriyor. Charlie’nin kaybettiği şey sadece zekâ değildi; ilk kez tattığı farkındalık, bağ kurma ihtimali ve kendini anlayabilme gücüydü. Tam her şeyi anlamaya, kendini bulmaya başlamışken zamanın elinden kayıp gitmesini okumak çok üzücüydü.
Bitirdiğimde içimde sessiz bir boşluk bıraktı.
E. benim yazgımdı, Tanrı’nın benim için yazdığı kaderimdi. Bundan emindim. Öyle olmasa kader yollarımı E.’ye çıkarmak için her türlü ağı örmezdi ama örmüştü, demek ki kaderimin istediği buydu.