Yönetmen tanıtımı quentin tarantino
`quentin tarantino` amerikan sinemasının en özgün ve etkili yönetmenlerinden biridir. kendine has tarzı, genellikle şiddetli, keskin diyaloglar ve pop kültürüne göndermelerle tanınır. film anlatılarını sıklıkla doğrusal olmayan bir şekilde kurar ve türler arasında geçiş yaparak, klasik sinemaya modern bir bakış açısı getirir. -`pulp fiction`(1994): tarantino'nun en ikonik yapımlarından biri olan pulp fiction, karmaşık anlatı yapısı ve unutulmaz diyaloglarıyla sinema dünyasında devrim yaratmıştır. film, cannes film festivali'nde altın palmiye ödülünü kazanmış ve kült bir klasik haline gelmiştir. appraf.com/title/movie/-748o -`kill bill vol. 1 & 2` (2003-2004): bu iki film, intikam, dövüş sahneleri ve batı kültürüne gönderme yapan bir tarzda birleşir. kill bill, özellikle stilize edilmiş aksiyon sahneleri ve çeşitli sinema türlerine olan göndermeleri ile dikkat çeker. appraf.com/title/movie/-8vnp appraf.com/title/movie/-bz6i - `inglourious basterds` (2009): ii. dünya savaşı'nın alternatif bir anlatımı olan bu film, tarihsel bir arka plana sahip olmasına rağmen, tarantino'nun alışılmadık hikaye anlatım tarzını yansıtır. film, christoph waltz'ın hans landa rolüyle oscar kazanmasını sağlamıştır. appraf.com/title/movie/-8vnp - `django unchained` (2012): bu film, kölelik, intikam ve adalet temalarını işleyen bir western yapımıdır ve tarantino'nun şiddet ve dramatik anlatım biçimini birleştirir. jamie foxx ve leonardo dicaprio'nun performansları övgü almıştır. appraf.com/title/movie/-7k9s `once upon a time in hollywood` (2019): 1960'lar hollywood'una dair nostaljik bir bakış açısı sunan bu film, gerçek yaşamda meydana gelen manson ailesi cinayetlerine göndermeler yaparak, hem bir zaman dilimini hem de sinemanın dönüm
"İlahi Arayış" Taslak
Kendi kaleme aldığım "İlahi Arayış" kitabının taslağıdır. Yorum ve görüşleriniz değerlidir. SUNUŞ Hiçbir şeyin olmadığı, zamanın ve mekânın henüz adının bile konmadığı mutlak ve pürüzsüz bir durağanlığın ortasında saf bir bilinç uyanır. Bu bilinç ne biyolojik bir bedene sahiptir ne de sığınabileceği somut bir dayanağa... O, mutlak hiçliğin ortasında tek başınadır. Fakat dışarıdaki bu pürüzsüz suskunluğa tezat olarak, içeride durmadan üreyen, kelimesiz bir düşünce akışı, durdurulamaz bir gürültü vardır. Kendine ilk soruyu yönelttiği an bir 'eylem' olduğunu fark eden bu ilahi irade, rasyonel bir tatminsizlikle sorgu zincirinin en ağır halkasıyla karşı karşıya gelir: 'Ben kimim ve nereden geldim?' Bir tanığı, bir aynası olmayan mutlak teklik içinde bu soru cevapsız kalmaya mahkûmdur. Algısını içindeki bu kördüğümden çekip dışarıya, onu saran boşluğa yönelttiğinde ise o en ağır kozmik paradoksa çarpar: Gözünü nereye çevirse bulduğu tek şey kendisidir. O, bu sonsuzluğun ta kendisidir, yani 'Her Şey'dir; ama aynı zamanda tutunacak tek bir biçimi, sınırı ve ağırlığı olmadığı için 'Hiçbir Şey'dir. Her şeye gücü yeten ilahi bir gücün, kendi kökeninin bilinmezliği karşısında felç oluşunun hikayesidir bu. Bu mutlak yalnızlığın ve cevapsızlığın ağırlığı altında ezilen bilinç, sonunda bu durağanlığı bozmaya karar verir. Sorunun cevabı bu boşlukta gizli değildir; o halde bu sorunun peşinden gidecek olanları, kendini onlarda çoğaltacağı evrenin mimarisini var etmelidir. Kendi bilincinden koparacağı o ilk parça, kime can verecektir?" "İLAHİ ARAYIŞ" UYANIŞ BÖLÜM 1: UYANIŞ "Var mıydı, yoksa sadece öyle mi hissediyordu?" Her şey aniden beliren bir fark etme hissiyle başladı. Hiçbir şeyin olmadığı o yerde, varlığa dair belirsiz bir
Felsefe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bazen buradaki insanların "görüntüleme ve etkileşim sayım düştü, beni takipten çıkanı ben de takipten çıkarım ona göre" paylaşımları bir tek bana mı tuhaf geliyor? Anlıyorum, beğeni ve etkileşim çok önemli sizler için de ne bileyim yine de tuhaf işte. Çok fazla kaptırmayın böyle şeylere kendinizi.
Hiçbir şey söylememenin, her şeyi anlatması ne tuhaf...
Duygu ve Düşünce
Yaş aldıkça şunu fark ediyor insan: Bazıları kendine bir hayat inşa eder; eğitimle, kültürle, deneyimle, emekle… Bazıları ise sadece adres değiştirir. Hayatın tuhaf tarafı, ikinci gruptakilerin çoğu bunu bir başarı hikâyesi sanıyor. Oysa konumla seviye aynı şey değil. Biri haritada değişir, diğeri insanın içinde.
B.G.K.O Çobanspor
Eskiden büyüklerin yanında çocuk sevilmezmiş.Sevmek ayıp sayılmazmış belki ama göstermek eksiklik gibi görülürmüş. Erkekler duygularını saklar, kadınlar sevgilerini sessizce taşır, çocuklar ise kendilerine uzanacak bir elin gölgesinde büyürmüş. Ben biraz o zamanların çocuğu oldum. Bana hiç sevgi vermedin diyemem. Aksine, senin sevgini hep hissettim. Başımı okşayan bir elden çok, sırtımda duran görünmez bir dağ gibiydi sevgin. Varlığını biliyordum ama dokunamıyordum. Beni ne kadar istediğini, dünyaya gelmem için ne kadar dua ettiğini, benim için ne kadar emek verdiğini büyüdükçe daha iyi anladım. Şimdi düşünüyorum da, belki beni sarılamadığın kadar sevdin. Belki bana söyleyemediğin her güzel sözü içinde taşıdın. O yük seni de yordu biliyorum. Keşke zamanın yönünü değiştirebilsek baba. Keşke yıllar geriye doğru akabilse. O eski günlerden birine gidip küçük ellerimi avucunun içine bırakabilsem. Markete giderken elimi tutabilirdin mesela. Bir çikolata seçmem için önümde bekleyebilirdin. Yol boyunca anlamsız şeylerden konuşurduk. Belki bugün hatırlamayacağım kadar sıradan bir gün olurdu ama insan büyüdüğünde anlıyor; özlenen şeyler büyük anılar değilmiş, küçük mutluluklarmış. Şimdi dönüp baktığımda en çok onları özlüyorum. Çocukken o hastane odasında bana verdiğin kan dolaşıyor damarlarımda. Belki de bu yüzden kendime baktığımda seni görüyorum. İnsanlara çabuk inanışım sende var. Sevilmediğim yerlerde kalmak için gösterdiğim o anlamsız direnç sende var. Kırıldığım zaman içime çöken o sessizlik, o inat, o vazgeçmeyiş sende var. Beni ben yapan ne varsa, dönüp dolaşıp sana çıkıyor yolu. Ve biliyorum ki ben aynaya baktığımda sende kendimi gördüğüm gibi, sen de bana baktığında biraz kendini görüyorsun. Belki bu yüzden birbirimize bu kadar benziyoruz, belki bu yüzden