• Ölüm arabasında elleri arkasında bağlı, yanında rahip olmayan bir genç kız oturuyordu. İç gömleğiyleydi..
    uzun siyah saçları (o devirde saçları ancak darağacının dibinde kesmek âdetti) dağınık halde kısmen açılmış boynuna ve omuzlarına dökülüyordu.
    Bir karganın tüylerinden daha parlak olan bu dalgalı saç yığınının arasından kızcağızın boynuna boz renkli ve pürtüklü kalın bir ipin bağlanıp düğümlenmiş olduğu görülüyordu..
    .. bu kaba ip zavallı kızın köprücükkemiklerini tahriş ediyor, güzel boynuna bir solucanın bir çiçeğe sarılması gibi dolanıyordu.
    İpin altında yeşil sırça boncuklarla süslü bir muska parlıyordu..
    ölecek olanların hiçbir isteği reddedilmediği için, bunu üzerinde bırakmışlardı kuşkusuz. Pencerelerdeki seyirciler, arabanın gerisinde, son bir kadınlık içgüdüsüyle altına çekerek saklamaya çalıştığı çıplak bacaklarını görebiliyorlardı.
    Ayaklarının dibinde onun gibi bağlı küçük bir keçi vardı.
    Mahkûm kötü bağlanmış gömleğini dişleriyle tutuyordu.
    Sanki içine düştüğü felaketten başka, böyle neredeyse çıplak olarak bütün bakışlara sunulmaktan da acı çekiyordu.
    Ne yazık ki, hicap duygusu bu tür ürpertiler için yaratılmış değildir.