Miskinlik, hareketsizlik bazı zamanlarda hepimizin içine işlemiştir, hiçbir eylemde bulunmama hissine kapılmışızdır.
Bu hareketsizliği kişilik haline getirmek, yaşam tarzı olarak benimsemek hatta bir ideoloji (Oblomovluk) olarak savunmak hareket eden her canlı için imkansızın ötesindedir.
Oblomovluk fikri yerine getirilmesi gereken binlerce şey varken
- ayakkabılarını çıkarmak dahi- hiçbir şeyi yerine getirememe, erteleme, başkalarına yaptırma hatta başkalarına bile yaptırma zayıflığını bile yaşama fikridir.
Genç oblomov bu fikrin yaratıcısı, pratik karakteridir.
Çocukluğunda dinamik, heyecanlı, atılgan, hayalperest biri olan Oblomov, okul çağında bir çok hedefin hayalini kurup gerçekleştirmek için büyük heyecan duyardı. Ancak zamanla yaşın getirdiği olgunluk, çevrenin duyarsızlığı, işlerin rutinliği kendisini çevrenden, bir çok hevesten koparıp kendi evine kapanmasına sebep olur.
Bu kapanıklık oblomovun kişiliğinin bir parçası haline gelir, "yatamak" haricinde her şey kendisine gereksiz, eziyet vericidir.
İnsanlar arasında durağanlık ya da tembellik hoş karşılanmaz, itici gelir.
Kitabı okurken oblomovun tembelliğinin bulaşıcılığını hisseder, tembellik çekici gelmeye başlar. Aslında çekici gelen tembellik değil tembelliğin oblomov ve en az kendisi kadar tembel olan bakıcısına yakışmasıdır çekici gelen...
"Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım tanrının eliydi,
Saymadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Çok şey görmüşüm gibi.
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan
Ah dedim sonra,
Ah!
İç ses, diye söyledim
Gel!
Ahlar ağacından sende biraz meyve topla."