Soyguncu Sermaye ve Siyaset İlişkileri Son günlerde ülkemizin sorunu sermayenin emeği, ülkeyi soyması olduğu halde bir holdingin yaş günü bu ülke de herkesin kutladığı bir görüntü olarak kitle imha silahı medya tarafından sunulması bilinçli kötülüğü aklamak adına bir çabaydı. Son çeyrek yüzyılda başta Tüpraş olmak üzere enerjide toptancı ve perakende satış gücü mevcut siyasi yönetim tarafından adeta bu holdinge tekel tehdide dönüşme fırsatı sundu. Siyaset ile sermayenin kavgası danışıklı dövüş oyunudur. Siyaset toplumdan yetkiyi alır sermaye planlarını halka hizmet diye satar. Ülkenin doğal kaynakları ve emek sermaye tarafından sömürge edilir. Sözde planlı ekonomi olduğu dönemlerde bile bu küresel destekli soyguncu sermaye korunmuştur. Planlı kamu ekonomisinde tekel sektör oluşturmak mümkün değildir. Bu holding minibüs satarak zengin olsun diye metro ile elli yıl gecikmeli o olanağa sahip olabildik. Yine biz oluruz vb bayileri aracılığıyla verdiği mesajlar oldukça üzücüdür. Sermaye kanlı askeri ve sivil darbelerle zengin edilmiş utanmazlığın zirvesidir. Bunların siyasette, medyada ve algı operasyonu aracı olarak kimsenin farkında olmadığı lobileri vardır. Holding iktisatçıları ve bilgisini, emeğini satan uzman kadroları vardır. Devletin içinde bürokrasi de kullandıkları unsurlar vardır. Çünkü ele geçirdikleri sektörler para basarak sermeyeye sermaye katan sektörler olup bu gücün hukuk içinde tekel oluşturmayacak, siyasete ayar vermeyecek toplumu soymaya ve bu tür güç gösterileri yapamayacak bir düzeye düşürmek gerekir. 21 Aralık 2015 tarihinden bugüne sermayenin karanlık sicil geçmişini ve son on yılda ki tutumunu takip ediyorum. Çok daha sinsi ve kötülük üretme çabası içine girdiler. Bunu hem içeride siyaset ve dış bağlantılar ile yapıyorlar. Türkiye
Hayata Dair
TÜPRAŞ’ın gidişi
1983 yılında Türkiye'de İzmit, Izmir, Batman ve Kırıkkale'de bulunan dört petrol rafinerisi, devlet şirketi TÜPRAŞ'ın kurumsal çatısı altında birleştirildi. Bu şirket Türkiye'nin rafinaj kapasitesinin çoğunu kontrol etmekteydi ve ülkenin toplam petrol ürünleri depolama kapasitesinin %59'una sahipti. TÜRAŞ’ın kısmi özelleştirilmesi 1991 yılında başladı ve 2005 yılında Koç Holding ve Shell'den oluşan bir konsorsiyum şirketin %51 hissesini gerçek değerinin çok altında olan 4,1 milyar dolara satın aldı. Koç Holding bu yatırımın karşılığını fazlasıyla geri almıştır.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Herkes Asena’nın bacaklarına bakarken, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, memleketin kalkınma planını açıkladı: Bütün limanlar satılacak, Tüpraş, Petkim satılacak, madenler, Telekom, Tekel satılacak, bankalar, fabrikalar, köprüler, otoyollar satılacaktı. Dünya ekonomi tarihinde... Üreterek değil satarak kalkınacağına inanan ilk millettik.
Sayfa 16·Kitabı okudu
‍ Poliçe Keserek Küresel Tefecilerin Ülkesine Para Aktaran Şirketlere Kim İzin Verdi ‍ Kapitalizmi çökertirken arkası boş olmayan dolu dolu delilleri ortaya koyacağız ki küresel soyguncu tefecilik sistemi yeryüzünde her yerde kovulsun. 12 Eylül 2012 sonrası beş yıl işsiz kaldım. Üç yılı kitabı yazdım ve hukuk mücadelesi verdim. Bu arada iş görüşmeleri yapıyordum. Bir gün İstanbul Beşiktaş semtinden bir sigorta şirketi aradı. Detay sordum birebir görüşmek istiyoruz dediler. Veri toplamak için gittim. Her rezalet bu şekilde ayağıma bir fırsat sunuyordu. Ne iş yaptıklarını sordum. Bankalardan ayrılan bankacılar ve özellikle şube müdürü yapmış insanlar ile çalıştıklarını ve benimle de bankada büyük miktarda parası olan insanların parasını bunlara getirerek poliçe karşılığında İngiltere'ye aktardıklarını yüksek kazanç sağladıklarını bu tür çalışan insanlara ise komisyon karşılığı çalıştıklarını ve çok yüksek paralar karşılığında yüksek kazanç olduğunu ve sigortalı olmaya gerek olmadığını beyan ettiler. Ülkemin kaynaklarının küresel şer merkezlere aktarılmasına şahsi çıkar karşılığında etik bulmuyorum dedim ve kapıyı çarptım çıktım. Bu bilgiyi kaçıncı kez yazıyorum bilmiyorum. Tefecilik yapan yasal bankalar yetmiyor gibi bu tür kaynak aktaran bu aracılara o yıllarda görev yapanlar belli. Kim nasıl izin verdi? Hala poliçe keserek para aktarmaya devam ediyorlar mı? 2012 tarihinde işsiz kalınca öğrendiğim bu durum kaç yıl bu şekilde para aktardı. Bu suç değil mi? Hani siz faize karşı bir zihniyetiniz. İngiliz tefecilere para aktaranlara kim göz yumdu. Bununla ilgili bir yasa var mı? Bunu Türk ulusuna sordunuz mu? Ve poliçe ile ne kadar kaynak aktarıldı. Devletin kayıtlarına bir savcı bunu görev kabul ederek üzerine gitti mi? 2001 yılında kur vurgunu yapan holdingler
Alıntı
Mobbing Bank Türk Fırtınası Kitabı Neşteri Vurdu
Ülkemiz Rusya'dan dünya petrol fiyatlarının çok altında bedel ile petrol ve doğalgaz alıyor en pahalıya satıyor. Doğalgazı igdaş satıyor. Petrolü satın alan ise Tüpraş. Tüpraş özelleştirme talanı ile kime satıldı? İngiliz ve Koç holdinge. Aynı zamanda bu enerji tekeline bu kıyak yetmemiş gibi perakende piyasadan da para kazansın diye akaryakıt istasyonu sahibi yapıldı. Türk ulusu neden yüksek fiyattan soyuldu? Dünyanın en pahalı petrolünü neden tüketiyoruz? Küresel soyguncu tefeciler ve onların yerli işbirlikçi holdingi aşırı zengin olsun ve Türk ulusunu soysun diye. Bütün bunlara göz mü yumacağız.
Alıntı
TUZ KOKTU
Tuz koktu deyimi dilimize denetim mekanizmasının yozlaşması anlamına gelir. Hukuk sisteminin çifte standart uygulamaları bu tür bir yozlaşma ve çürüme örneğidir. Yaşanan bir olumsuzluğu gidermesi gereken kamu gücün taraf tutarak objektif ilkelerden uzaklaşarak olumsuzluğa taraf olmasına benzer bir yozlaşma için tuz koktu deyimi kullanılır. Sonradan düzmece olduğu anlaşılan Ergenekon davası sürecinde bu davanın savcısı benim diyen bir başbakan veya sorumlu temsil bu tür bir suç işlediği halde hukuk önünde hesap vermiyorsa tuz kokmuş yozlaşma çürümeyi başlatmış demektir. Gezi eylemleri sırasında yedi genç bir çocuğu polise emri ben verdim ve vuruldular diyen bir başbakan hukuk tanımadan bunu yapıyor ve hukuk önünde hesap vermiyor hatta kahraman oluyorsa tuz kokmuş demektir. 2001 yılında kur vurgunu yapan bir bizans sermayesi holdinge (İngilizlere birlikte satıldı) çaldıklarını geri almak yerine ödül alarak özelleştirme adı altında Tüpraş gibi bir kurumu satmak tuz koktu örneğinin bir başka vahim örneğidir. Böyle hırsız bir zihniyetin gücüne güç katmak ihanettir. Bu sadece bir örnektir. Bütün bu tuz koktu dedirten kanlı soygun süreçleri için 1950'den bugüne karanlık sicili tutarak hırsızları muhtıra vererek ihbar ettiğim halde bunu görmeyen bir yargı ve toplum tuzu kokutan yozlaşmanın kendisidir. Tuzun kokmasını sağlayan siyasetten çare bekleyen çaresiz esaret toplum bu yozlaşmanın asıl adresidir. Benim memurum işini bilir dedi bir nakşibendi tarikatı müridi kimse buna itiraz etmedi. Çalıyorlar ama çalışıyorlar zihniyeti bir güç çalışmayan bir hırsızlık sistemi kuracak dedik kimseye anlatamadık. Anlatması gereken kalemini çınara satan gazeteci yazar televizyoncular da bunu topluma anlatmadılar. Siyasete kitap ile muhtıra veren bir yurttaşız görmeyen bir medya
Alıntı