İkide bir içimi kaplayan o dayanılmaz karanlığı anlatmak için sıkıntı sözü doğrusu çok zayıf kalır. İnsanı birdenbire sarıverir o karanlık; onu, yaşanan çağın niteliği açığa vurur. Az önce her şey yüzünüze, siz de her şeye gülerken, birdenbire ruhunuzun derinliklerinde sisli bir buğu yükselir; hayatla arzuların arasına girer; insanı dünyadan ayıran bir perde olur. Yeryüzünün sıcaklığı, sevgisi, rengi, uyumu artık soyut bir yansıtıcı üzerinden kırılmış olarak gelir; hiç heyecan duymadığınızı fark edersiniz. İçinizi örten bu perdeyi yırtmak için harcanan çaba, insanı bütün kötülüklere, başkalarını ya da kendinizi öldürmeye, çılgınlığa kadar sürükleyebilir.
Bu ülkede çocuklara yer yok. Başka ülkelerde varmış, her tarafı yeşil ülkelerde. Biz, büyük bir sabırsızlıkla çocukların büyümesini bekliyoruz. Onların kafalarına vuruyoruz, adam olmaları için. Kafalarını tıraş ediyoruz çabuk büyüsünler diye. Benim içimdeki çocuk büyümedi. Yıllardır taşıyorum içimdeki çocuğu; yaşamadığı için büyümedi hiç.