Kitap, adeta aşkın mantığı anlatıyor. Nasıl mantık ilmi bir araçsa kitap da öyle. Aşkın pratiğine yaklaşımda size ufuk açabilecek ve hareketlerinizi mantıki bir zemine oturtabilecek bir metin.
Endülüs'ten tanımadığımız bir çok ismin anısını ve hiç bilmediğimiz olayları içeriyor, onlara göndermeler yapılıyor. Bu da okumanın akıcılığını bozuyor gerçekten. Tanımadığımız adını duymadığımız bir çok isim, o zamanlar için anlamlı olsa da şimdi anıldığında zihnimizde boş bir levhayla karşılaştığımız onlarca olay, sayfalarca... Her ne kadar dipnotlarda açıklanmaya çalışılsa da hâliyle yetersiz. Çok uzun süre sabretmek zor.
Sanki bir şiir kitabı çıkartılacakmış da evvelinde şerhi yazılmış gibi bir yöntemle ilerliyor kitap. O kadar çok beyit içeriyor ki. Bu kadar çeviri şiir okumak, benzer benzetmeler ve edebi sanatlar ana dilinden tercümeyle iyice yorucu bir hale geliyor. Bu konuyla ilgili şunu demiştim gibi geçişler okuyunca kitabı kapatıp kenara kaldırma hissiyatı uyanıyor belli bir zaman sonra içinizde.
Kitap, üçte bir şekilde sadeleşse tadı damağımızda kalacak bir esere dönüşebilir. Fakat bu haliyle tek seferde okumak zor.
Ayrıca bir âlimin dilinden aşkı okumak farklı bir deneyim. İnsana olan aşkın normalliğine ve olabilirliğine açılan bir kapı... Tabi kitap neticede bir fıkıh kitabı değil. Yalnızca günlük hayat kelimelere dökülmüş. Hüküm çıkartılmaz, ha şu helalmiş. Demek ki biz de yapabiliriz gibi sonuçlara varılmaz fakat evet aşk da gerçekmiş olabiliyormuş. Aşık olan, aşkı yazan tekfir edilsin gibi bir bakış açısına mahal yokmuş. Bunu hissetmek hayatı daha yaşanabilir kılıyor, diyebiliriz.
Kitap güzel anekdotlar da içeriyor elbet. Çok sert bir eleştiri dili kullanmış olmayayım lakin okumasak da olur kanaatimce.
Hatta keşke bir âlim çıksa da yeni güncel aşk