Sanatçıların hayatını anlatan filmler işkence verir bana. Böyle filmleri yapanlar, o dönemde yaşasalardı Van Gogh’a bir tablosu için yarım paket sigara verip sonra da, “Bir pipoluk tütün de verseydik bize bunu yine çizerdi,” diye üzülen insanlardır. O filmlerde, sanatçı ruhunun ıstırapları, sefaletleri ve Şeytan’la mücadeleleri anlatılır, fakat her şey geçmişte olmuş kabul edilir. Sigarası olmayan, karısına ayakkabı alamayan bir günümüz sanatçısı ise film yapımcıları için ilginç değildir.
Sayfa 99 - Can Yayınları, çev. Ahmet Arpad·Kitabı okudu
10/10 içerik.
aradan geçen koca bir asra rağmen güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş bir başyapıt. daha sonra Orwell'in kaleme alacağı "Bütün hayvanlar eşittir. Ama bazıları diğerlerinden daha eşittir." satırlarının altını hemen hemen çeyrek asır öncesinden dolduruyor Sinclair. bu bağlamda okurun, distopik bir roman okuduğunu hissettiği her satırda durup, öyle olmadığını kendine hatırlatması gerek. üstelik bu satırların her birinde, toplumdaki herkes kadar domuz olduğunun da bilincine vararak yapmalı bunu: şikago mezbahalarında varını yoğunu kaybeden Jurgis kadar ve onu mahkemede bir işçi, üstelik göçmen bir işçi müsveddesinden başka bir şey olmadığı için dinlemeye dahi tenezzül etmeyen hakim kadar; leş gibi bir çatı katında kocasından mı yoksa tecavüzcüsünden mi olduğunu dahi bilmediği bebeğini doğururken bebekle birlikte can veren Marija kadar ve onun sonunu getiren etmenlerden yalnızca biri olan işvereni ve tecavüzcüsü kadar; saatte beş sent kazansın diye yaşı büyütülüp işe yollanan, sokakların boyunu aşan karla kaplandığı dondurucu kış günlerinde sabahın köründe işe gitmek istemediği için dövülen, nihayetinde kendisine ayrılan bir metrekarelik alanda fareler tarafından kemirilerek can veren Stanislovas kadar ve Sinclair'in özene bezene tasvir ettiği daha nice yaşamlar, nice karakterler kadar domuz olduğunun farkına vararak okumalı ve bu domuzluktan kurtulabilmek için de varını yoğunu ortaya koymalı.
toplum piramidinin en alt kademesine inmeden ve havasını solumadan, o kademeyi var eden oluşumlara doğrultulan başkaldırının da bir anlamı olmuyor. Sinclair tam olarak bunu yaptığı için bugün bu romanı bir "başyapıt" olarak tanımlamakta kendimi sonuna kadar haklı buluyorum, bulmaya da devam edeceğim.