Bütün gayretlerine ve şahsi hayatıyla gösterdiği misale rağmen onları kıraç ve sarp bir hesap ve menfaat mıntıkasından, verimli ve yumuşak bir duygu bölgesine atlatamamıştı. Bu yüzden de, his ve hisse bağlı hasletleri kör ve kısır kalmış ve âilede şefkat, merhamet, Rikkat hatta bir bakıma zarafet ve sanat zeminini inkişaf edememişti.
Onun için de konağın kudret ve kuvvet kaynağı, maddeye ve madde ile alakalı davranışlara dayanırdı.
Orası öyle… Lakin nerede canını kütleye nezretmiş o büyük insan? Dikkat edilecek olursa devletlerin, milletlerin yüzlerinin güldüğü devirler, hep toplumun menfaatine başını koyan merkez insanın iş başında olduğu zamanlara rastladığı görülmez mi?
Halbuki bu sırada, milli ve tarihi esaslara kıyasıya balta sallayan Tanzimat zihniyetinin karşısında, tarihi mantaliteden hareket eden şuurlu, realist ve uyanık bir mukavemet cephesinin mevcudiyetine ne büyük bir ihtiyaç vardı.
Şayet küçük kız, İbrahim Efendi’ye ihtiyarlık kondurup yaşlı bir insan olarak görebilseydi mutlaka onu severdi. Zira çevresinde bulunduğu veya tahayyül ettiği eski zaman ihtiyarlarının hemen hepsi de, sanki yaşlı olarak doğmuş bir rahatlık içindeydiler. Kocamış olmalarını kabul etmek her birine, zafere ermiş bir mücahit hazzı bağışlamıştı.