Hani böyle bitse de adeta sizin hayatınızdan geçmiş gibi tesiri olan kitaplar vardır ya iste İçimizdeki şeytan onlardan. Karakterlerde kendimden ve çevremden canlı izler bulmamın yani sıra Sabahattin Ali’nin o güçlü kalemi, kıvrak zekası, ve benim mest olduğum eski dilimizden kelime ve ifadelerin kullanıldığı dili ile son zamanlarda okuduğun en etkileyici eser oldu.
Hayatin kendisi nasıl tek yönlü değil ve katman katmansa eserde de Ömer’in duygu ve düşünce dünyasından bireysel olarak başlayan ama asla orada kalmayarak, ikili ve çoklu toplumsal ilişkileri de içine alan derin inceleme ve tahlillere şahit oluyoruz. Yazar, kırsaldaki insanların küçük hayatlarındaki küçük hesapları ve bu uğurda farkında olmadan insana ve onun duygu ve düşüncelerine değer vermeyişlerine mukabil şehirde de birtakım yazar tayfasının bir araya gelip yaptıkları süslü konuşmaların, gerçek hayatlarındaki tercihleri ve zaaflarıyla hiçbir alakası olmadığını ortaya koyar.
Özetle, İçimizdeki şeytan, insanın tembelliği, hazları, gururu ve en çok da hakikati görmekten kaçınma alışkanlığı yüzünden başına getirmiş olduğu sorunları, şeytan diye isimlendirdiği ve kendinden ayrı tuttuğu bir görünmez varlığa yükleme hikayesini konu alıyor. Yani aslında bu yönüyle şeytanı kullanarak nefsimizi müdafaa etmenin hikayesi..
Geç kalınmış bir kitap diyecek oluyorum ama hayır hayır geç kalmak değil, vakti şimdi idi bu harika eserin bende... Sabahattin Ali, büyük bir yazar ve güçlü bir kalem olmasının yanı sıra, bu eserde hakikati incitmeyerek
ne kadar önemli bir mütefekkir ve toplum önderi olduğunu da göstermiş. Ruhu şad olsun..