“Bazı aşklar unutarak değil, hatırlayarak biter” cümlesi, Kemal Varol’un Onu Sevdiğim Zamanlar romanının kalbinde duruyor.
Paris ve Arkanya arasında mekik dokuyan bu hikâyede aşk, yalnızlık, yarım kalmışlıklar ve insanın insana iyi gelme hâli çok ince bir dille işlenmiş. Türkülerin, ağıtların, beyaz tülbentlerin ve sessiz yaraların arasında ilerleyen roman; hem bir coğrafyanın acısını taşıyor hem de insanın içindeki eksik şarkıya dokunuyor.
Okurken sadece bir aşkı değil; suskunlukları, geçmişi, kayıpları, göçmen sorununu ve hafifçe içe çöken o tanıdık hüznü de hissediyorsunuz.
Özellikle romanın
sonu 302 sayfa boyunca yazılan her satırın daha fazla içime işlemesine sebep oldu.
Fazlasıyla derin, hüzünlü ama çok güzel bir yolculuk.
“Rüyaya Benzer’i bitirdim…
Defne Suman yine kelimelerin arasına insanın kalbini saklamayı başarmış. Hafıza, kayıplar, 90lar, o yıllarda yaşanan önemli olaylar, aşk, dostluk... Hepsi derinden akan bir hikâyenin içinde birleşiyor.
Azra’nın peşinden giderken hem kendi geçmişinle yüzleşiyor gibi oluyorsun, hem de İstanbul’un o sisli, özlenen, eski zaman kokusuna karışıyorsun.
Özellikle son sayfaları okurken çok duygulandım, büyülendim. Fazlasıyla kalbime dokundu. Bitti ama etkisi hâlâ üzerimde..