Neler hayal etmezdim ki! Babamın yaşıyor olmasını mesela. Annemin sağlığına kavuşmasını. Zenginlerin, fakirleri hor görmemesini. Erkeklerin, eşeklerini döver gibi hanımlarını dövmemelerini. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmemesini. Yetimlerin göğün damarını çatlatan ve çınlatan çığlıklarının yerine, çölün çocuk gülüşleri ile dolmasını...
Belalar ve afetler imanı ortaya çıkarır.
Rıza hâlinde değil, hoşnutsuzluk hâlinde seven ile sevmeyen belli olur...
İslam nedir ve Müslümanlar kimlerdir?
İslam kitaplarda, Müslümanlar ise türbelerde...
İnsan her zaman sözüne sadık, güven sahibi, kendine emanet edileni canı pahasına koruyan, düşküne yardım eden ve herkesin namusunu kendi namusu gibi görüp kollayan, gözeten olmalıydı. Dediğim gibi, bunlar hiçbir zaman meziyet olarak görülmemeli, kendine insanım diyen herkesin taşıması gereken huylar olarak hayatında yer almalıydı.
Aşk ve güzellik ezelde birbirleriyle sözleşmiştir.
Meçhul kalmak ise insan ruhunun en derin acısıdır.
Bir ruh ne kadar güzel ve ne kadar zenginse o ölçüde
"bir tanıdık" aramalıdır.
"Oğlum, Üveys'im..." demesini o kadar çok özlüyorum ki...
Babasını, daha ona doyamadan kaybetmiş yetim olarak başka babaların, çocuklarını sevmesini her zaman içim acıyarak seyrederdim. Fakat onun bu dünyada yaşamasına o kadar izin verilmişti. Ve şimdi yanımda tek varlığım annem kalmıştı...