Ya râb belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni
Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni
Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni
Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya râb mukayyed eyleme mutlak bana beni.
Bir gece elinde bir derinin üzerine yazılmış yazıları okuyan birini rüyamda görecektim. Yazıyı bana bakarak okuyacaktı;
“Bismillahirrahmânirrahîm Elemtera keyfe feale Rabbuke bi eshabi’l-fil. Elem yec'al keydehum fi tadlil ve ersele aleyhim tayran ebâbil. Termiyhim bi hicâratin min siccil. Fece'alehum ke asfin me'kûl”
“Habibim! Rabb’inin fil sahiplerine nasıl (muamele) ettiğini görmedin mi? O, bunların planlarını boşa çıkarmadı mı? O, bunların üzerine sürü sürü kuşlar gönderdi ki, bunlar onlara pişkin tuğladan (yapılmış) taşlar atıyorlardı. Derken Allah onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi.”
Ona doğru yürüyecektim.
“Yoksa sen?” diye sorduğumda bana,
“Evet. Allah'a dua ederek beklediğin son peygamberim. Ben Abdullah oğlu Muhammed... Selam olsun sana kardeşim Üveys…” dedi.
Yanacaktım. Alnım, boynum kan ter içinde sırılsıklam olacaktı. İçimde derin bir rahatlama, gözlerimden yanağıma akan serin gözyaşları ile doğrulacaktım döşekten...